pub-6450042492155979 google.com, pub-6450042492155979, DIRECT, f08c47fec0942fa0 TİMURTAŞ HOCA VAAZLARI: İNSAN İNANÇSIZ OLAMAZ

İNSAN İNANÇSIZ OLAMAZ

 



450-) TİMURTAŞ HOCA İNSAN İNANÇSIZ OLAMAZ
Kuşku yok ki, sosyal bir olgu olarak dinler ve onun etrafında
şekillenen inançlar, insan yaşamının vazgeçilmezleri arasında yer
almış ve her zaman canlılığını korumuştur.1 Dinlerin hedef kitlesi
insandır. Dolayısıyla dinler, insanların bir taraftan dünyevî diğer
taraftan da ruhsal yaşamlarına ilişkin kurallar koyarak onların
huzur ve mutluluk içerisinde yaşamasını temine çalışır.
Bu çalışmada, dinin bir başka deyişle dinsel inanç ve onun
yansımaları olarak dinsel pratiklerin Müslüman bireyin hayatına
kattığı psikolojik değerinden bahsedilecektir. Aslında bir tür
Müslüman kimliğinde huzurun kaynağı olarak görülen dua, tövbe ve namaz gibi sıklıkla görülen dinsel pratikler söz konusu edilerek dinsel bir psikoloji2 yapılacaktır.
Öncelikli olarak inanmanın bir ihtiyaç olup olmadığından söz
ederek başlayalım.
İnanma İhtiyacı
İnsan beden ve ruhtan oluşan bir varlıktır. Yeme, içme nefes
alıp verme gibi olaylar bedenle; inanmak, sevinmek ve mutlu olmak gibi olaylar da ruhla ilişkilendirilmiştir. İnsanı diğer yaratıklardan ayıran başlıca özelliği bir ruha sahip olmasıdır. Bu anlamda insan beden ve ruh yapısıyla bir bütündür.3 İnsanın ruh
yapısının en belirgin özelliği de bir varlığa inanmaktır. Yeryüzünde günümüze kadar inanma ihtiyacı duymamış bir topluluk yoktur. Bunu insanlığın kültür, sanat ve geleneklerinde görmekteyiz.
Clark’ın deyişiyle iman, insanın hayatına anlam katar ve dinî
imanın üstünde hiçbir değer yönelimi yoktur.4 Yaratıcının varlığına inanma, inanan bireyin yaşamındaki en önemli motivasyon-
dur.5 İnanan kişi, bu dünyada yalnız olmadığını bilmekte, onu
duyan, gören, ona şah damarından daha yakın olan6 ve zor durumda kaldığında yardım eden bir varlığın olduğunu hissetmektedir. Bu his öylesine güçlüdür ki, inanan insanın ruhî darlığa
düşmesine engel olur. Link de ruhen bunalımda olan hastalarına
Tanrı’ya inanmanın iç huzur ve güveni vereceğini söylemiştir.7
Çağımızın en sık rastlanan, hatta en önde gelen hastalıklarından olan depresyon, çok defa içine kapalı, duygusal insanlarda ve dünya hayatına hiç bitmeyecekmiş gibi bağlı olanlarda, yaradılış amaçlarını tam olarak kavrayamayanlarda görülür.
Depresyonun belirtileri, karamsarlık, dalgınlık, unutkanlık,
konsantrasyon güçlüğü, gerginlik, bunaltı ve endişe halidir.8
Depresyondaki kişinin gelecekle ilgili kaygıları artar, her şeyin
kötüye gideceğini düşünür. Kendini değersiz işe yaramaz olarak
görmeye başlar.
Günümüzde oldukça yaygın bir hastalık halinde kendini belli
eden depresyonun, teslimiyet duygusu geliştirmeyen insanların
günlük yaşantısına kattığı zorluklar bilinmektedir. Bu ruhsal bozukluğun temelinde, manevî boşluk, teslimiyetsiz ve tevekkülsüz
bir hayat anlayışı olduğu söylenebilir.
Müslüman bir birey, Allah'a olan inancından kaynaklanan
bir teslimiyet içinde olduğunda, aklen ve ruhen son derece sağlıklı ve dengeli olur. En olumsuz koşullarda bile yine bu teslimiyetçi ruh haliyle bütün bunların Allah'tan geldiğini ve kendisinin
sınandığını bilir. Hiçbir zaman ümitsizliğe ve kaygıya kapılmaz.
Müslüman zihninde önemli olan sonsuz ahiret mükâfatını kazanmaktır.
Müslüman birey tek bir yaratıcıya olan inancından dolayı,
olumsuzluklardan etkilenmez ve kendini yetersiz hissetmez. Dolayısıyla inancından kaynaklanan bu ruhsal dinginlik onun fiziksel sağlığına da etki eder. Bugün kendisini kuşatılmış hisseden
insanının yapması gereken şey, daha fazla kayıplar yaşamadan
fıtratına (yaratılışına) uygun dine dönmesi ve ona uygun yaşamasıdır.
Öte yandan inanç maddî hayatımızla da ilişkilidir. İnsanın
zorluklara ve güçlüklere karşı dayanıklı olmasını sağlar. İnsana
çalışma, yaşama ve başarma gücü verir. İnsan, hayata inançla
başlar ve onunla değer kazanır. İnancı olan kişi, bu inancının gereği olarak ya da aldığı motivasyonla kendisine ve birlikte yaşadığı insanlara faydalı olur. İnanç insanı yeni bilgiler kazanmaya
götürür. Kişi inancını kuvvetlendirmek için pek çok şeyi öğrenmek, öğrendiklerini düşünüp değerlendirmek ve böylece hayatını
düzene sokmak durumundadır. İyiyi, kötüyü, güzeli ve çirkini
inancı sayesinde ayırt edebilir. Açıkçası inanç, bir ihtiyaç olarak
kendini hissettirir.9
İnanma ihtiyacı kimi zaman insanın zor zamanlarında ortaya
çıktığı ifade edilmekte ve insanın çaresizliğiyle ilişkilendirilmektedir.10 Hakikaten insan, yaşamı boyunca pek çok engelle karşı
karşıya kalmaktadır. İnsanın bu engeller karşısında yaşadığı çaresizlik duygusu, onu üstün bir varlığa inanmaya yöneltmektedir. Bu durum Kur’an’da şöyle ifade edilmektedir: “Denizde bir
tehlikeyle karşılaştığınız zaman, O’ndan başka bütün yalvardıklarınız kaybolup gider. O sizi kurtarıp karaya çıkardığında, (yine
eski halinize) dönersiniz. İnsanoğlu çok nankördür.”11
Öte yandan bir yaratıcıya inanmayı zor zamanların bir sonucu olarak ortaya çıktığını söylemek her zaman doğru değildir.
“Sen yüzünü hanîf olarak dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere
yaratmış ise ona çevir…”12 ayetinde de belirtildiği gibi insan,
9 Kişisel gelişim uzmanları psikolojik iyi olmanın ölçütü olarak üç S den bahsederler. Bunlar sevgi, saygı ve sorumluluktur. Kuşkusuz bunlar psikolojik
iyi olmanın her şeyi değildir, sadece ikili ilişkilerde bir değer ifade eder. Buna karşılık biz de dini psikolojik iyi olmanın ölçütü olarak üç T den söz edebiliriz. Bunlar da teslimiyet, teşekkür ve tezekkürdür. Bu kavramlar, inanmış bir bireyin özellikleri olup Rabb’i ile ilişkilerinde kendini gösterir.
10 Din ve Tanrı inancının çaresizlikten kaynaklandığı düşüncesi Freud psikanalizinde de merkezî bir öneme sahiptir. Freud kimi zaman dinden bir obsesyon olarak söz etmiş, kimi zaman da dini çocuksu arzuların yerine getirilmesi olarak görmüştür.
inanmaya elverişli olarak yaratılmıştır. Ayetten hareketle diyebiliriz ki, inanma keyifli zamanların bir ürünü olarak da ortaya çıkabilir.
Bir yaratıcıya inanma ya da bir dine bağlanma, ruhsal yararının yanında bedensel birtakım rahatsızlıkları da giderdiği belirtilmektedir. Sözgelimi Amerika’da alkolikleri tedavi eden
Alcoholics Anonymous (AA) adındaki kurumda 12 basamaklı bir
program uygulanmakta ve kurumun uyguladığı yöntem çok sık
kullanılan bir müdahale şekli olarak karşımıza çıkmaktadır.13 Bu
program, manevî geleneklere dayalı olarak devam etmektedir.
Hastalara Yüce Bir Güç’ün yardımına güvenmeleri telkin edilmekte hatta ateist alkoliklerin bile bu tedaviden faydalandıkları
ifade edilmektedir.14
İnsanın ruh sağlığını bozabilecek birtakım olumsuzluklar sonucunda ortaya çıkabilen stres, depresyon ve anlamsızlık hislerine karşı dinî iman âdeta bir ilaç gibidir. Amerika’da 4000 yaşlı
üzerinde yapılan bir araştırmaya göre, uzun süre düzenli olarak
dinî ibadetlere katılanların, katılmayanlara oranlar daha az depresyon girdikleri tespit edilmiştir.15 Öyle anlaşılıyor ki, inanma ve
bir dine bağlanma duygusu sağlıklı bir ruhsal yaşam için gereklidir.
Şimdi Müslüman bireyin hayatında sıklıkla görülen dua, tövbe ve namaz gibi dinî ritüellerin psikolojik değeri üzerinde duralım.
Dua
Arapça bir kelime olan dua, kelime olarak sözlüklerde çağırmak, seslenmek, istemek, yardım talep etmek, sığınmak gibi anlamlara gelmektedir. Terim olarak ise, kişinin Allah’a sığınma ve
yakarışını, Allah’ın yüceliği karşısında güçsüzlüğünü itiraf etmesini ifade eder. Dua, insanla Allah arasında bir ilişki ve iletişim-
dir. Bir başka deyişle bireyin yaratıcısıyla sürekli bir biçimde iletişimde bulunduğu bir ibadet çeşitidir.16
Müslüman bireyin hayatında en göze çarpan ritüel olarak
dua, insanda Allah inancı ile birlikte ortaya çıkan bir durumdur.
Yalnız inanan insanlar değil, inanmayan kişiler bile zor durumlarda dua eylemine yönelebilmektedirler. Dua, kişinin yaratıcıyla
bir tür irtibat kurması, O’nunla konuşması, dertleşmesidir. Bilincin Allah düşüncesiyle kendinden geçtiği mistik bir hâldir.17
Dua, insanın acziyetini fark etmesiyle başlar. İnsandaki bu
yetersizlik duygusu, kişide içsel bir bunalıma neden olur. Duayla
beraber insana bu sıkıntıdan kurtulup rahatlama imkânı doğmaktadır. Bu ferahlık bize, dualarımıza mutlaka karşılık verileceği düşüncesinden ileri gelmektedir. Öyle ki ayette “ Eğer kullarım sana benim hakkımda sorular sorarlarsa (bilsinler ki) ben
çok yakınım, dua edenin yakarışına her zaman karşılık veririm…”18 denmektedir. Yani birey, istek ve arzularının işitildiğini
ve bunlara bir şekilde karşılık verileceğini bilir. Aksi takdirde ihtiyaçların karşılanmamasının organizmada ruhsal ve bedensel
birtakım rahatsızlıklar ortaya çıkaracağı kaçınılmaz bir gerçektir.19 Dua bu anlamda insanı, gereksinimlerinin gerçekleşmemesinin yaratacağı gerilimden kurtarmakta, ruhuna huzur vermektedir.
İnsan Allah’a en temel gereksinimleri olan hava ve su kadar
muhtaçtır.20 Çünkü, O’dan başka hiçbir varlık, insana gerçek anlamda yardımcı olamaz. Dua ile kişi karşılaştığı zorluklarda, başına gelen felaketlerde ve sıkıntılarda sığınacak bir varlık arar.
Kişiye gerekli olan sabrı, bu yalvarış ve yaratıcıdan yardım dileme vermektedir. Maneviyat ne kadar güçlü olursa, yaşanan
olumsuzluklarda onları kabul etmek de o kadar kolay olur. Aksi
hâlde kişi isyan eder, olanları kabul etmez ve ruhundaki haykırışlar onu huzursuzluğa sürükler. Dua, insan için büyük bir güven kaynağıdır.
Allah, kendisine korkarak ve ümit ederek yalvarmamızı istemektedir.21 Ümit etmek insanda çaresizlik düşüncesini giderir,
açılamayacak kapı olmadığı fikrini bize aşılar. Bununla birlikte
dua, kaygı, stres, depresyon, anlamsızlık, yalnızlık gibi çağımızın
önemli ruhsal hastalıklarına karşı insanın ruhî yapısını de güçlendirmektedir.22
Diğer yandan bireyin ruh sağlığı toplumun da huzuru açısından önem taşır. Öyle ki dua ihtiyacını ortadan kaldıran toplum,
fiiliyatta çöküş ve fitneden korunabilecek unsurlara artık sahip
değildir.23 Cinayetler üzerinde yapılan araştırmalarda toplumda
suçlu olarak bilinen kimselerin ya hiç dua etmedikleri ya da çok
az dua ettikleri gözlemlenmiştir.24 Zira ruh sağlığı yerinde olan
biri ne kendine ne de yaşadığı ortamdaki insanlara zarar verici
bir eylemde bulunur. Dua sayesinde kişi Allah’a yakınlaşmış, kötü eylem ve düşüncelerden kurtulmuş olur. Anlaşılıyor ki, birey
ve toplumun ruh sağlığı adına dua vazgeçilmez bir eylemdir.
Kur’an’da 200 kadar ayet dua ile ilgilidir. Bunun yanı sıra
tövbe gibi kulun Allah’a yönelişini ifade eden çok sayıda ayetin de
dualar içerdiğini görmekteyiz. Konuyla ilgili ayetlerin bir kısmında insanların Allah’a dua etmeleri emredilmiş, duanın usul, adap
ve etkileri üzerinde durulmuştur.25 Dua ile ilgili ayetlere baktığımızda, inananların duasına önem verildiğini, yalnız bırakılmadığını, her türlü şartlar altında onun durumunu bilen ve ona yakın
bir Allah’ın bulunduğunu görmekteyiz.
Sonuç olarak dua, inanan birey ile Allah arasındaki iletişimin
zirveye taşındığı bir durumdur. Carrel’in ifadesiyle dua bir anlamda kendisiyle ilgili hakikati bir bütün olarak keşfetmesini
sağlayan bir şuur genişlemesidir. Dua esnasında sanki birey şuurunun derinliklerinde bir ışık yanar ve orada kendisini olduğu
gibi görür. Hırsını, bencilliğini günahlarını ve gururunu keşfeder.
Sonuçta dinî ve ahlâkî vazifelerini yapmaya hazır hale gelir, alçak
gönüllülüğü, olgunluğu kazanmaya çalışır. Devamlı dua eden kişilerde görev ve sorumluluk duygusu artar, kıskançlık ve kötülük
eğilimleri azalır, başkaları hakkında hep hayır düşünür. Yine
Carrel tarafından sık sık yapılan bir alışkanlık haline gelen duanın karaktere etki ederek onun temizlenip olgunlaşmasına yol
açabileceği ifade edilmiştir.26
Tövbe
Tövbe, Müslüman bireyin sıklıkla başvurduğu ve ardından
bir rahatlama hissettiği diğer bir ritüeldir. Allah insanı farklı bir
statüde hayır ve şerre, sevap ve günaha, iyilik ve kötülüğe kabiliyetli olarak yaratmıştır. Nitekim Hz. Peygamber bu gerçeği şu
ifadelerle anlatmaktadır: “Eğer siz hiç günah işlemeseydiniz Allah,
sizin yerinize günah işleyen ve tövbe eden bir topluluk yaratır ve
onları bağışlardı.”27 Günah işleme, kişiliğin bir parçası gibi görünmektedir.
Ancak Allah, ahsen-i takvîm üzere yarattığı insana dine aykırı
düşen davranışlardan sakınması gerektiğini söylemekte günah
işlediğinde de tövbeye çağırmaktadır: “Günahın açığını da gizlisini
de bırakın! Çünkü günah işleyenler, yaptıklarının cezasını mutlaka
çekeceklerdir.”28 Eğer yasaklandığınız büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir yere
koyarız.”29
Tövbe, Müslüman bireyi kuşatan bir ameldir. Tövbe, yapısı
gereği içtenliği yani samimiyeti içerir. Samimiyet ise, ibadetin temelidir. Tövbe derin bir duygulanım ile bizzat gönüllü yapılan bir
iştir. Kendi adımıza, kendimizin talip olduğu bir oluş, yani insanı
içinden fetheden bir ameldir.
Böylesine bir ameli işleyen insan, dışarıdan gelecek telkin ve
motivasyonlara ihtiyaç duymaz. Dolayısıyla tövbe etmek, Allah'ın
inanandan istediği "kulluk" çizgisinde durmak demektir. Tövbe
demek, süreklilik demektir. İnsanlar arasında yaygın bir kanaat
olan, "Tövbe edersem, bir daha günah işlememeliyim." anlamına
26 Carrel, Dua, 32-35.
27 Müslim b. Haccac el-Kuşeyrî, el-Câmiu’s-Sahîh, Riyad, 2000, Tövbe, 10.
28 En’am, 6/120.
29 Nisâ, 4/31.
İnanma İhtiyacı ve Dinî Ritüellerin Psikolojik Değeri
Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, IX (2009), sayı: 3
95
gelen ama gerçekleştirilmesi zor bir süreklilikten ziyade, insana
düştüğünde kalkmayı öğreten bir sürekliliktir.
Tövbeden amaç, kulluk düşüncesini, şuurunu, duruşunu kesintiye uğratmamaktır. Tövbe etmek, hiç günah işleyememek anlamına gelseydi, bu ancak insanın tabir caizse robotlaştığını, insan olma imtiyaz ve melekelerinden sıyrıldığını gösterirdi. İnsanın, melek olmadığına göre zaman zaman düştüğü hatalarından
dolayı sonraki zamanlarda telafisi için bir şansı olmalıydı. Çünkü
hatalar, bazen insanda yeni idraklerin, yeni oluşların ve yeni tekâmüllerin meydana gelmesine zemin hazırlayabilir.
Yaptığı ibadetlere rağmen egosu, tarzı ve insan ilişkileri hiç
değişmeyen bir insan, ibadetlerin ruhî besin değerinden yeterince
yararlanamıyor demektir. Bu ise, ciddî anlamda, bir şeylerin yolunda gitmediğinin ve farklı bir bakış açısıyla gerçekten değişmek
gerektiğinin göstergesidir. Bu anlamda tövbe, inanan bir insan
için, Allah'la arasını açan şeyden kaçma ve uzaklaşma isteği
olup, insanın kendisiyle ve manevî dünyasıyla, Allah'la barışması
demektir.30
Mevlânâ’ya göre de günahtan korunmanın ve arınmanın yolu
elest bezmindeki ahdi hatırlamaktır. Mevlânâ şöyle diyor:
Kendi kendine bir şart koş da ahdinden dönmemeye uğraş!
Ahdini bozarsan mânevî hastalık gitmez arkadaş
Hâlin, ezeldeki temiz kalma ahdine uyduğu zaman Canın elde
ettiği yüz binlerce zevk doğar içine o ân Böylece demir gibi gönlün bir ayna kesilir. Sana her an bir olgunluk yüz gösterir. Emaneti yüklendiği için zevk âleminde sana can Hem çalgıcı olur,
hem de aşk kadehi sunan. Sonra hakîkate erer insanların boş
işlerine acırsın. Gizli hazineyi kendinde bulur ve tanırsın.31
Mevlana’ya göre günaha düşmekten kurtulmanın yolu, bireyin ahdini unutmamasıdır.
Günah ve suçluluk psikolojisi insanda refleks tepkiler oluşturur. Günah fiilinden sonra oluşan suçluluk, gönülde daralma
meydana getirir. Pişmanlık duygusu, inanan insanda tövbe ve
günahtan arınma psikolojisini tetikler. Şartlarına uygun olarak
gelişen tövbe, nefsin günah ile kirlenip kararmasına, neticede
kalbin katılaşmasına engel olur. Tövbesiz günah ise kalbin kirlenmesine yol açar. Nitekim Allah şöyle buyuruyor: “Hayır! Bilakis onların işlemekte oldukları (günahlar) kalplerini kirletmiştir”32
İnsanoğlunun günah kirlerinden arınması, onun iki dünyasını da aydınlatır. Nitekim Mevlânâ Divân’ında der ki:
Eğer gönül evindeki dumanı azaltır; günah kirlerinden arındırırsan, senin nûrun ile her iki dünya; bu dünya da, öteki dünya
da aydınlanır. Bulanık bir suya bakarsan, orada ne ay görebilirsin, ne de gök! Hava kararınca güneş de gizlenir, ay da!33
Sûfîce bir yorumla, günahlardan arınmak ve onların üstesinden gelmek için aşıkane bir hamle yaparak Hakk ile buluşmak
gerekir. Günahlardan arınmak için gönülleri gözyaşı ve tövbe ile
temizlemek, ibadet ve secde ile iradeleri güçlendirmek esastır.
Nefsine uyan ve şehvete boyun eğen, günahlara, manevî pisliklere gömülür. Fakat heveslerini, nefsanî isteklerini yenebilen bütün
zorlukları aşarak huzura kavuşur.
Namaz
Müslüman bireyin gündelik hayatında yer alan bir diğer ritüel ise namazdır. Ona göre namaz müminin miracıdır. Arınma ve
yükseliş bir anlamda namazladır. Namaz Rabb’in makamına
ulaşma vesilesi ve kulluğun muhteşem hâlidir. Rabb’i karşısına
insan önce namazıyla çıkmaktadır. Namaz, varlıktan, nefisten,
imkânlardan, makamlardan, fakirlikten ve acizlikten sıyrılma hâlidir. Namaz bir başka deyişle dünyada iken ahirete geçiştir. Bir
ibadet ya da bir zikir olarak namaz, insanın gerginlikten ve stresten kurtulmasında yardımcı olur. İnsan, günlük hayatın getirdiği
engeller karşısında zaman zaman gerginlikler ve huzursuzluklar
yaşar. Bu olumsuzluklar ancak namazla giderilir.34
Bireye dürtülerini kontrol etme imkânı veren namaz, kul ile
Allah arasında bir buluşmadır. Namaz, ruhun Allah'a bağlılığını
hissettiği, nefsin dünya hayatının değerlerinden daha üstün değerler bulduğu bir rabıtadır. İslâm inanışında namaz, bir itaat
davranışıdır. İtaat davranışının amacı ise sevaptan ziyade Allah-
'ın sevgisini kazanmaktır.
32 Mutaffifin, 83/14.
33 Can, Dîvân-ı Kebîr’den Seçmeler, C. I, s. 102.
34 Peker, Din Psikolojisi, s. 115.
İnanma İhtiyacı ve Dinî Ritüellerin Psikolojik Değeri
Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, IX (2009), sayı: 3
97
İbadetlerin özü ve sentezi olan namazdan amaç teslimiyettir.
Yani kişinin itaat, sevgi ve minnet duygularını Allah'a yöneltmesidir. Kur'an-ı Kerim'de, müminlere, gündüzün başında ve sonunda, bir de gecenin erken saatlerinde namazı dosdoğru kılıp
devamlı olmaları emredilmekte ve namazın, hata ve günahların
olumsuz etkilerini silerek, bireyi olumlu eylemlere yönlendireceği
vurgulanmaktadır.35
Malezya'nın en büyük üniversitesi tarafından namaz üzerine
gerçekleştirilen araştırmada ibadet sırasında yapılan hareketlerin
insan sağlığına iyi geldiğini ortaya koymuştur. Malay Üniversitesi
Biotıp Mühendisliği bölümü profesörlerinin yaptığı çalışmada,
özellikle kalp ve omurga sağlığı için namaz kılmanın birebir olduğu, ayrıca duaların okunuşu sırasında da insanın hafıza ve dikkat toplama gücünün arttığı belirtilmiştir. Araştırma, düzenli olarak beş vakit namaz kılan Müslümanların sağlık durumları ve
ibadet sırasında yaptığı hareketler arasında bağlantı kurularak
yapılmıştır.36
Bir zikir çeşidi olarak namaz, insanı Rabb’ine yaklaştırır.
Namazla insanın bağışlanma umudu güçlenir, içinde gönül rahatlığı oluşur. Kur’an’da namaz bir kurtuluş reçetesi olarak sunulur.37 Hz. Peygamber de Allah'ı zikretmenin insanın içinde huzur ve sükûnet yaydığını dile getirmiştir: “Bir topluluk Allah’ı zikretmek üzere oturursa, melekler onları kuşatır, rahmet onları kaplar, üzerlerine sekine (huzur, feyiz) iner ve Allah onları yanındakilere (meleklere) zikreder ”38
Namaz, ruha canlık katar, umudu güçlendirir, rahatlama ve
mutluluk duyguları verir Stres ve kaygıya sebep olan anlayış ve
psikolojiyi giderir Bir zikir olarak algılandığında namaz, insana
yeni bir manevî oluş ve yepyeni bir hayat anlayışı aşılar.39
Sıklıkla ifade edildiği üzere zikir, kalbin katılık ve karanlığını
giderir; gam ve kederi, hüzün ve tasayı, gönül darlığı ve can sıkıntısını dağıtır Zikir, bir çeşit bilinç hâlidir ve bilinci diri tutar.
Zikir, gönülleri gafletten korur Zikir bir tür âb-ı hayattır, canlara
can katan merhemdir Zikir yoksullukları kanaat zenginliğine,
yalnızlıkları dostluğa, mahrumiyetleri ilâhî ilgiye dönüştürür Zikir dünyalık korkuları giderir ve endişeleri umuda çevirir.40
Sonuç olarak din, insanın hayatına inanç ve ritüellerle karışarak onun anlamlı, kendisi ve çevresiyle barışık bir hayat yaşamasına imkân vermekte; ümitsizliğe ve boşluğa düşmesini engellemektedir.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder