pub-6450042492155979 google.com, pub-6450042492155979, DIRECT, f08c47fec0942fa0 TİMURTAŞ HOCA VAAZLARI: İNSAN
İNSAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İNSAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Mart 2021 Salı

458-) TİMURTAŞ HOCA İNSAN VE ŞEYTAN



458-) TİMURTAŞ HOCA İNSAN VE ŞEYTAN
KUR'AN DİYOR Kİ: "ŞEYTAN SİZİN DÜŞMANINIZ SİZ DE ONA DÜŞMAN OLUN!"
Kur'an Diyor ki: "Şeytan Sizin Düşmanınız Siz de Ona Düşman Olun!" (Video)
Allah'ın Elçisi: Cin-Şeytanları Açıklıyor!
İnsanlığın Düşmanı: Cin-Şeytan Toplumu hazırlanıyor
İblis İmzalı Filmlerin Mesajları
En Büyük Vampir: İblis
Cin-Şeytan Haberleri
İblis'in Kadim Planı İşliyor: "Yaygınlaşan Cinnet"
Mavi Balina yeni
Biz meleklere, "Adem'e secde edin!" dediğimiz zaman; İblis müstesna, secde ettiler. (İblis), diretti, büyüklenmek istedi ve kafirlerden oldu.
Biz söyledik ki: "Ey Adem, sen ve eşin cennette oturun. Siz ikiniz dilediğiniz yerden bol bol yiyin, şu ağaca yaklaşmayın. (Şayet yaklaşırsanız) zalimlerden olursunuz."
Şeytan, oradan o ikisini kaydırdı. Böylece içinde bulundukları o (cennetten), ikisini çıkardı. Biz de dedik ki: "Bazınız bazınıza düşman olarak (Arz'a) inin. Arz, sizin için karar yeridir ve bir vakte kadar da geçim vardır."
[BAKARA(2)/34-36]
Onlar, Süleyman'ın mülkü konusunda şeytanların sözlerine uydular. Süleyman, hakkı örtmedi ancak şeytanlar hakkı örttüler. Onlar(şeytanlar), insanlara, Babil'deki iki meleğe; Harut'a ve Marut'a indirilen o şeyi ve sihri öğretiyorlardı. O ikisi(Harut ve Marut): "Biz bir fitneyiz(denemeyiz); hakkı örtmeyin demeden, kimseye birşey öğretmiyorlardı. Böylece (insanlar), o ikisinden erkekle karısının arasını açan şeyi(sihri) öğreniyorlardı. Gerçekte onlar, Allah'ın izni olmadan bir kimseye zarar veremezlerdi. Ve onlar, zarar veren ancak fayda vermeyen şeyleri öğreniyorlardı. Şüphesiz onu satın alanların, ahirette nasiplerinin olmadığını bilmekteydiler. Nefisleri karşılığında satın aldıkları şeyin, ne kötü olduğunu keşke bilselerdi.
[BAKARA(2)/102]
Ey insanlar, Arz'da olan temiz şeylerden yiyin. Şeytanın adımlarına tabi olmayın. Muhakkak o, sizin için apaçık bir düşmandır.
Muhakkak o(şeytan), size, kötülüğü, fahşayı ve Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.
[BAKARA(2)/168-169]
Ey iman edenler, toptan teslimiyet ve kurtuluş yoluna girin ve şeytanın adımlarına tabi olmayın. Muhakkak o, sizin için apaçık bir düşmandır.
[BAKARA(2)/208]
Şeytan, size fakirliği vadediyor ve size fahşayı emrediyor. Allah, size, Kendisi'nden bağış ve üstünlük-bolluk vadediyor. Allah her şeyi kuşatandır, Alim'dir.
[BAKARA(2)/268]
Şüphesiz şeytan, dostlarını korkutur. Şayet müminlerseniz onlardan korkmayın, Ben'den korkun!
[AL-İ İMRAN(3)/175]
O kimseler ki; mallarını insanlara gösteriş olsun diye infak ederler, Allah'a ve ahiret gününe de iman etmezler. Şeytan, her kime yakın(arkadaş) olursa, o ne kötü arkadaştır.
[NİSA(4)/38]
Sana indirilene ve senden önce indirilene iman ettiklerini iddia eden o kimseleri görmedin mi? Onlar, tağutun(azgın yöneticinin) önünde muhakeme olmak istiyorlar. Gerçekte onu(tağutu), reddetmekle emrolunmuşlardı. Şeytan, onları, uzak bir sapıklıkla saptırmak istiyor.
[NİSA(4)/60]
O iman eden kimseler, Allah yolunda savaşırlar; hakkı örten kimseler ise, tağut(azgın yönetici) yolunda savaşırlar. Siz de, şeytanın dostlarıyla savaşın! Muhakkak şeytanın planı(tuzağı) zayıftır.
[NİSA(4)/76]
Muhakkak onlar(müşrikler), O'nun(Allah'ın) dışında, dişileri(cinleri-perileri) çağırıyorlardı. Onlar, (gerçekte) (kovulmuş) asi şeytandan başkasını çağırmıyorlardı.
Allah, onu lanetledi ve o(şeytan) dedi ki: "Elbette, Senin kölelerin içinden belirlenmiş bir zümreyi, kendime (köle) edineceğim.
"Ve elbette onları saptıracağım, ümitlendireceğim; onlara, hayvanların kulaklarını kesmelerini emredeceğim. Elbette yine onlara, Allah'ın yarattığını değiştirmelerini emredeceğim." Kim, Allah'ı bırakıp da şeytanı dost edinirse, muhakkak o, apaçık bir hüsrana uğramıştır.
(Şeytan), onlara vadediyor, onları ümitlendiriyor. Oysa şeytan, onlara aldanmadan başkasını vadetmez.
Böyle olanların(şeytan ve ona tabi olanların), barınağı cehennemdir. Ve onlar, oradan bir çıkış yolu da bulamazlar.
[NİSA(4)/117-121]
Ey iman edenler, şarap, kumar, dikili taşlar ve fal okları, şeytanın ameli olan çirkin işlerdir. Öyleyse (bunlardan) sakının; umulur ki kurtuluşa erersiniz.
Muhakkak şeytan, şarap ve kumarla aranıza düşmanlık ve buğz(kin) sokmak istiyor. Ve sizi, Allah'ın zikrinden ve namazdan engellemek istiyor. Bundan vazgeçmiyor musunuz?
[MAİDE(5)/90-91]
Keşke onlara, çetin azabımız geldiği zaman yalvarsalardı. Ancak kalpleri katılaştı. Şeytan, onlara yaptıkları şeyleri(amelleri) süsledi.
[ENAM(6)/43]
De ki: "Bize zarar da, fayda da vermeyecek olan Allah'tan başkalarını çağırır mıyız? (O zaman), Allah'ın hidayetinden sonra, şeytanların Arz'da kaydırdığı şaşkın o kimseler gibi, topuklarımız üzerinde gerisin geri döndürülmüş oluruz. O şaşkın kimse ki; arkadaşları onu, bize; doğru yola gel diye çağırıyorlar." De ki: "Muhakkak doğru yol, Allah'ın yoludur ve biz, alemlerin Rabb'ine teslim olmakla emrolunduk."
[ENAM(6)/71]
Böylece, Biz her bir nebi için insan ve cin şeytanlarından bir düşman kıldık. Onların bazısı bazısına aldatıcı güzel sözlerle vahyeder(konuşur). Şayet senin Rabb'in dileseydi, bunu yapamazlardı. Onları ve uydurduklarını bırak.
[ENAM(6)/112]
Üzerine Allah'ın isminin anılmadığı şeyi yemeyin. Muhakkak o fısktır. Şüphesiz şeytanlar, sizinle mücadele etsinler diye dostlarına vahyeder. Şayet siz onlara itaat ederseniz, muhakkak sizler de müşrikler olursunuz.
[EN'AM(6)/121]
(Sizin için tüylerinden-yünlerinden) döşek-yaygı yapılan ve yük taşıyan hayvanlar vardır. Allah'ın size rızık olarak verdiklerinden yiyin. Şeytanın adımlarına tabi olmayın. Muhakkak o, sizin için apaçık bir düşmandır.
[ENAM(6)/142]
Muhakkak Biz, sizi yarattık, sonra size şekil verdik. Sonra meleklere: "Adem'e secde edin!" dedik. İblis müstesna secde ettiler. (İblis), secde edenlerden olmadı.
(Allah) dedi ki: "Sana emrettiğim zaman, senin secde etmene mani olan nedir? (İblis) dedi ki: "Ben ondan hayırlıyım; (çünkü) onu çamurdan, beni ateşten yarattın."
(Allah) dedi ki: "Öyleyse oradan in! Burada senin büyüklenmen olmaz! Çık! Muhakkak sen, aşağılık olanlardansın."
(İblis) dedi ki: "Bana kalkış gününe kadar süre ver."
(Allah) dedi ki: "Şüphesiz sen, süre verilenlerdensin."
(İblis) dedi ki: "Sen'in, beni azdırman sebebiyle, Sen'in doğru yolunda onları (saptırmak için) elbette oturacağım."
"Sonra da onların(insanların) önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından elbette geleceğim ve Sen onların çoğunu şükredici bulmayacaksın."
(Allah) dedi ki: "Sen oradan kınanmış ve kovulmuş olarak çık! Onlardan(insanlardan) her kim sana tabi olursa, elbette sizin hepinizi, cehenneme dolduracağım."
(Allah) dedi ki: "Ey Adem, sen ve eşin cennete oturun. Siz ikiniz dilediğiniz yerden yiyin; şu ağaca yaklaşmayın! (Şayet yaklaşırsanız), zalimlerden olursunuz."
Örtülü olan edep yerlerini açığa çıkarmak için şeytan, o ikisine vesvese verdi. (Şeytan) dedi ki: "Rabb'iniz, şu ağaçtan sizi yasaklamıyor, ancak iki melek olursunuz yahut ebedi (cennette) kalıcı olursunuz diye yasaklıyor."
(Şeytan) o ikisine yemin etti ki: "Muhakkak ben size nasihat edenlerdenim."
Böylece o ikisini aldatarak düşürdü. Ne zaman ki ağaçtan tattılar, ikisinin de edep yerleri ortaya çıktı. Üzerlerini cennet yapraklarından örtmeye başladılar. Rab'leri, onlara seslendi: "Ben, size şu ağacı yasaklamadım mı? Ve size, şüphesiz şeytan ikinizin de apaçık düşmanıdır demedim mi?"
[ARAF(7)/11-22]
Ey Ademoğulları, şeytan, anne ve babanızın elbiselerini onlardan soyup, edep yerlerini göstererek, cennetten çıkardığı gibi, sizi de 'fitne'ye düşürmesin. Muhakkak o ve kabilesi, sizin onları göremediğiniz bir yerden(boyuttan) sizi görüyor. Muhakkak Biz, şeytanları, iman etmeyenler için dostlar kıldık.
[ARAF(7)/27]
Bir fırka, hidayet üzeredir ve bir fırkanın üzerine de, dalalet(sapkınlık) hak olmuştur. Şüphesiz onlar(sapkınlar), Allah'ın dışında şeytanları dostlar edinmişlerdir ve kendilerini doğru yolda sanmaktadırlar.
[ARAF(7)/30]
Şayet şeytan sana vesvese vererek dürtüklerse, Allah'a sığın! Muhakkak O, işitendir, Alim'dir.
Şüphesiz korkup-sakınan kimselere, şeytandan bir taife dokunduğu zaman düşünürler. Ve o zaman onlar, görenler(anlayanlar) olurlar.
Onların kardeşleri(şeytan hizbi), o taifeye azgınlıkta yardım eder, sonra da vazgeçmezler.
[ARAF(7)/200-202]
Kuran okunduğu zaman, susun ve dinleyin! Umulur ki, esirgenmiş olursunuz.
Rabb'ini, sabah, akşam, yüksek olmayan bir sesle, yalvararak ve korkarak zikret! Gafillerden olma!
Muhakkak senin Rabb'inin yanında olanlar(melekler), O'na ibadetten büyüklenmezler; O'nu tesbih ederler ve O'na secde ederler.
[ARAF(7)/204-206]
Şeytan, onlara amellerini süsledi ve dedi ki: "Bugün insanlardan size üstün gelecek yoktur. Şüphesiz ben de size yardımcıyım." Ne zaman ki, iki topluluk birbirini gördü; (şeytan) iki topuğu üzere geri kaçtı ve dedi ki: "Ben, sizden beriyim, sizin görmediğinizi görüyorum ve Allah'tan korkuyorum. Muhakkak Allah, cezası şiddetli olandır."
[ENFAL(8)/48]
(Yakup) dedi ki: "Oğlum, rüyanı kardeşlerine anlatma, sana bir tuzak kurarlar. Muhakkak şeytan, insan için apaçık bir düşmandır."
[YUSUF(12)/5]
Emir kaza edilip(hüküm verildiği) zaman, şeytan der ki: "Muhakkak Allah'ın size vadettiği hak vaattir. Ben de size vadettim ve vaadime uymadım(yüz çevirdim). Benim sizin üzerinizde davet etmekten (çağrıda bulunmaktan) başka bir gücüm yoktu. (Ancak) siz, bana icabet ettiniz, beni kınamayın(kötülemeyin), kendinizi kınayın. Ne ben sizi ne de siz beni kurtaramazsınız. Muhakkak ben, sizin beni önceden (Allah'a) şirk koşmanızı da tanımıyordum. Muhakkak zalimler için, elim bir azap vardır."
[İBRAHİM(14)/22]
Muhakkak Biz, Gök'te burçlar kıldık ve onu, gözleyenler için süsledik.
Ve onu, her kovulmuş şeytandan koruduk.
Ancak (bunlardan kim) kulak hırsızlığı yaparsa, ona apaçık bir 'ışın topu' isabet eder.
[HİCR(15)/16-18]
Muhakkak Biz, insanı, sıcak-kuru bir balçıktan şekillendirip-yarattık.
Cann'ı(cinleri) de, önceden kavurucu ateşten yaratmıştık.
Senin Rabb'in meleklere dedi ki: "Ben, sıcak-kuru bir balçıktan şekillendirip bir beşer yaratacağım."
"Ona bir biçim verip ve ona, ruhumu(Adem'in ruhunu) üflediğim zaman, ona secde edenler olun!"
Arkasından meleklerin hepsi toptan secde ettiler.
Ancak İblis diretti ve secde edenlerden olmadı.
(Allah) dedi ki: "Ey İblis, sana ne oluyor ki, secde edenlerle beraber secde etmiyorsun?"
(İblis) dedi ki: "Benim, sıcak-kuru bir balçıktan şekillendirerek yarattığın bir beşere secde etmem olmaz."
(Allah) dedi ki: "Çık oradan! Muhakkak sen kovulup-taşlananlardansın."
"Muhakkak, din gününe kadar lanet senin üzerinedir."
(İblis) dedi ki: "Rabb'im, kalkış gününe kadar bana süre ver."
(Allah) dedi ki: "Sen, süre verilenlerdensin."
"(Bu süre), o malum günün vaktine kadardır."
Dedi ki: "Rabb'im, beni azdırdığın o şey sebebiyle, ben de onlara Arz'ı süsleyeceğim ve onları toptan azdıracağım."
"Ancak senin muhlis(halis) kölelerin müstesna."
Dedi ki (Allah): "İşte Ben'im için doğru yol budur."
"Muhakkak senin, Ben'im kölelerim üzerinde, bir gücün yoktur. Ancak sana tabi olan azgınlar müstesna."
Muhakkak cehennem, onların hepsine vadedilmiştir.
[HİCR(15)/26-43]
Allah'a andolsun! Senden önce de ümmetlere (resuller) gönderdik. Şeytan onların(ümmetlerin) amellerini, kendilerine süsledi. Bugün de o(şeytan), onların velisidir(dostudur). Onlara, elim(acı) bir azab vardır.
[NAHL(16)/63]
Kur'an okuduğun zaman, kovulmuş şeytandan Allah'a sığın!
Muhakkak onun(şeytanın), iman edenler ve Rab'lerine tevekkül edenler üzerinde bir gücü yoktur.
Onun(şeytanın) gücü, onu veli(dost) edinenler ve O'na(Allah'a) şirk koşanlar üzerinedir.
[NAHL(16)/98-100]
Kölelerime söyle, o en güzel sözü(tevhidi) söylesinler. Muhakkak şeytan, onların arasını dürtüklemeye (bozmaya) çalışır. Şüphesiz şeytan, insanın apaçık düşmanıdır.
[İSRA(17)/53]
Biz meleklere dediğimiz zaman: "Adem'e secde edin!" Melekler secde ettiler ancak İblis müstesna. (İblis) dedi ki: "Sen'in çamurdan yarattığına secde mi edeceğim?"
"Bana karşı ikram ettiğin o kimseye Sen bir bak! Şayet beni, Kıyamet Günü'ne kadar ertelersen(süre verirsen), elbette onun(Adem'in) zürriyetine, ancak azı müstesna yular takacağım.
(Allah) dedi ki: "Git! Onlardan(insanlardan) kim sana tabi olursa, muhakkak cehennem, sizin için tam(uygun) bir cezadır."
"Onlardan kime güç yetirebilirsen, onları sesinle kışkırt(oynat-hoplat) ve onlar üzerine süvarilerini ve adamlarını sevket! Onların mallarına ve evlatlarına ortak ol! Onlara vaad et! Şeytan vadetmez, ancak aldanmayı vadeder."
Muhakkak Ben'im kölelerim üzerinde, senin bir gücün yoktur. Senin Rabb'in, vekil olarak kafidir.
[İSRA(17)/61-65]
Biz meleklere dediğimiz zaman: "Adem'e secde edin!" (Melekler), İblis müstesna, secde ettiler. O, cinlerdendi. Böylece Rabb'inin emrinden dışarı çıktı. "Beni bırakıp, onu ve soyunu mu veliler edineceksiniz? Onlar(şeytanlar), sizin düşmanlarınızdır. Zalimler için ne kötü bir bedel!"
[KEHF(18)/50]
(İbrahim dedi ki:) "Ey babam, şeytana köle olma! Muhakkak şeytan, Rahman'a asi olmuştur."
"Ey babam, muhakkak ben, sana Rahman'dan bir azabın dokunmasından korkuyorum. (Şayet böyle olursa), şeytanın dostu olursun."
[MERYEM(19)/44-45]
Rabb'ine andolsun ki Biz, onları ve şeytanları toplayacağız, sonra cehennemin çevresinde diz çökmüş vaziyette hazır bulunduracağız.
[MERYEM(19)/68]
Görmedin mi Biz, şeytanları, kafirlerin üzerine gönderdik. Onları tahrik edip kışkırtırlar.
[MERYEM(19)/83]
Biz, meleklere dediğimiz zaman: "Adem'e secde edin!" Secde ettiler ancak İblis secde etmedi ve diretti.
Biz, Adem'e dedik ki: "Ey Adem, şu şeytan(İblis), senin ve eşinin düşmanıdır; ikinizi cennetten çıkarmasın. Siz bu sebeple şaki(asi) olursunuz."
"Muhakkak senin için aç ve çıplak kalmaman; orada(cennette) kalmana bağlıdır."
Muhakkak sen burada susamayacaksın ve sıcakta da kalmayacaksın."
Arkasından şeytan, ona(Adem'e) vesvese verdi ve dedi ki: "Ey Adem, sana ebedilik ağacını, son bulmayacak mülkü göstereyim mi?"
O ikisi, ondan(ağaçtan) yediler. Arkasından ikisinin de edep yerleri açıldı. Ve cennet yapraklarından üzerlerini örtmeye başladılar. Adem, Rabb'ine isyan etti ve böylece azmış oldu.
[TAHA(20)/116-121]
Şeytanlardan kimisi, ona(Süleyman'a) dalgıçlık ve bundan başka işler yaparlar. Biz onları(şeytanları) gözetleyenleriz.
[ENBİYA(21)/82
İnsanlardan o kise ki, Allah hakkında bilgisi olmaksızın mücadele eder ve her (kovulmuş) asi şeytana tabi olur.
(Böyle olan) o kmseye yazılmıştır ki: "Kim onu(şeytanı) veli edinirse, muhakkak o(şeytan), o kimseyi saptırır ve onu alçaltıcı azaba sevkeder.
[HAC(22)/3-4]
Senden önce bir resul ve nebi göndermedik ki; o bir dilekte bulunduğu zaman, şeytan, onun dileğine bir temenni katmaya çalışmasın. Arkasından Allah, şeytanın kattığı bu şeyi giderir. Sonra da Allah, ayetini sağlamlaştırır. Allah, Alim'dir, Hakim'dir.
Kalplerinde katılık ve maraz bulunan kimselere şeytanın kattığı bu şey, bir 'fitne'(deneme) kılındı. Muhakkak zalimler uzak bir ayrılık içindedirler.
[HAC(22)/52-53]
Kötülüğü en güzel şekilde def et! Biz, onların o vasfettikleri şeyi en iyi bileniz.
De ki: "Rabb'im, şeytanların vesvese ve dürtüştürmelerinden Sana sığınırım!"
"Ve (yine) yanımda bulunmalarından da Sana sığınırım Rabb'im!"
[MÜ'MİNUN(23)/96-98]
Ey iman edenler, şeytanın adımlarına uymayın. Her kim şeytanın adımlarına tabi olursa, muhakkak o, fahşayı ve münkeri(kötü olanı) emreder. Şayet üzerinize Allah'ın rahmeti ve fazlı olmasaydı, sizden hiçbir kimse ebediyyen temize çıkamazdı. Ancak Allah, dilediğini temize çıkarır. Ve Allah, işitendir, Alim'dir.
[NUR(24)/21]
"Yazıklar olsun bana, keşke ben filanı dost edinmeseydim."
"Bana geldikten sonra beni zikirden(Kur'an'dan) saptırdı. Şeytan, insanı yapayalnız ve yardımsız bırakandır."
Ve elçi dedi ki: "Ey Rabb'im, muhakkak benim kavmim, şu Kur'an'ı terk etti."
[FURKAN(25)/28-30]
Onlar ve azgınlar, orada(cehennemde) yüzüstü kapanmışlardır.
Ve İblis'in ordularının hepsi de!
[ŞUARA(26)/94-95]
Şeytanların, kimin üzerine indiğini size haber vereyim mi?
"Her günahkar-iftiracının" üzerine iner.
Onlar (şeytanlara) kulak verirler ve bunların çoğu yalancıdırlar.
[ŞUARA(26)/221-223]
(Hüd hüd dedi ki): "Onu(Belkıs'ı) ve kavmini, Allah'ın dışında, Güneş'e secde ederlerken buldum. Şeytan onlara, yaptıklarını süslü(doğru) göstermiş ve böylece onları, yoldan saptırmıştır. (Bu nedenle) onlar, hidayeti(doğru yolu) bulamazlar."
[NEML(27)/24]
Ad'ı ve Semud'u (yıkıma uğrattık). Onların meskenleri, sizin için ortaya çıkmıştır. Şeytan, onların amellerini süsledi(çekici kıldı) ve böylece onları yoldan (İslam'dan) alıkoydu. Ancak onlar, (helak olurken) kavrayanlar oldular.
[ANKEBUT(29)/38]
Onlara: "Allah'ın indirdiklerine uyun" denildiğinde, derler ki; "Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız." Şayet şeytan, onları ateş azabına çağırıyorsa da mı (ona uyacaklar)?
[LOKMAN(31)/21]
Muhakkak İblis, onlar(insanlar) üzerindeki zannını doğruladı. Müminlerden bir grup hariç ona(İblis'e) tabi oldular.
O(İblis'in), onlar üzerinde bir gücü yoktur. Ancak onlardan kim ahirete iman ediyor; kim de şüphe içindedir bilelim diye (bir fitnedir). Senin Rabb'in her şeyi gözetleyen ve koruyandır.
[SEBE(34)/20-21]
O gün (Allah), onların hepsini bir arada toplayacak, sonra meleklere diyecek ki: "Bunlar size mi köle oluyorlardı?"
(Melekler) derler ki: "Seni tenzih ederiz, bizim velimiz onlar değil, sadece Sen'sin. Bilakis onlar, cinlere köle oluyorlardı ve onların çoğu, onlara(cinlere) iman ediyorlardı."
[SEBE(34)/40-41]
Ey insanlar, muhakkak Allah'ın vaadi haktır. Sizi dünya hayatı aldatmasın ve aldatıcı da, sizi Allah ile aldatmasın.
Muhakkak şeytan, sizin düşmanınızdır. Siz de onu(şeytanı) düşman edinin! Muhakkak o, hizbini(yandaşlarını) ateş ashabı(halkı) olmaya çağırır.
[FATIR(35)/5-6]
Ey Ademoğulları! Ben sizden söz almadım mı? Şeytana köle olmayın, muhakkak o(şeytan), sizin için apaçık bir düşmandır.
Bana köle olun. İşte doğru yol budur.
Muhakkak o(şeytan), sizden birçok topluluğu saptırmıştı, akletmiyor musunuz?
[YASİN(36)/60-62]
Muhakkak Biz, Dünya Göğü'nü, yıldız süsüyle süsledik.
Onu, her (kovulmuş) asi şeytandan koruduk.
Onlar, Mele'i A'la'yı(Yüksek Melekler'i) dinleyemezler, her yandan kovulup atılırlar.
Uzaklaştırılırlar. Ve onlara sürekli bir azap vardır.
Ancak (sözü), çalıp-kapan olursa; artık ona isabet eden 'yakıcı-delici ışın topu' vardır.
[SAFFAT(37)/6-10]
Hakkı örtenler, O(Allah'la), cinler arasında bir nesep(akrabalık) kıldılar. Muhakkak cinler, (mahşer günü) hazır olacaklarını bilmektedirler.
Allah, o vasfettikleri sıfatlardan münezzehtir.
[SAFFAT(37)/158-159]
Ona(Süleyman'a), emriyle hareket eden ve onu dilediği yere sarsmadan götüren rüzgarı boyun eğdirdik.
Ve her bir bina yapıcı ve dalgıç(inci avcısı) şeytanları da (boyun eğdirdik).
(Diğer) şeytanları da kelepçeli(zincirli) olarak ona bağlı kıldık.
[SAD(38)/36-38]
Kölemiz Eyyub'u da hatırla ki; o, Rabb'ine seslenmişti: "Muhakkak şeytan, bana hileyle yorgunluk ve azap dokundurdu.
(Biz, ona dedik ki:) "Ayağını vur! İşte yıkanacak ve içecek soğuk (su)."
[SAD(38)/41-42]
Senin Rabb'in meleklere dediği zaman: "Muhakkak Ben, çamurdan bir beşer yaratacağım."
"Onu düzenleyip, ona ruhumu(Adem'in Ruhu'nu) üflediğim zaman, siz ona secde edin!"
Meleklerin hepsi toptan secde ettiler;
Ancak İblis büyüklenmek istedi ve kafirlerden oldu.
(Allah) dedi ki: "Ey İblis, o ellerimle yarattığım kimseye secde etmene mani olan nedir? Büyüklendin mi, yoksa yücelik mi taslıyorsun?"
(İblis) dedi ki: "Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın."
(Allah) dedi ki: "Çık oradan! Muhakkak sen kovulmuşlardansın."
"Muhakkak Ben'im lanetim din gününe kadar senin üzerinedir."
(İblis) dedi ki: "Rabb'im, kalkış gününe kadar bana süre ver."
(Allah) dedi ki: "Sen, süre verilenlerdensin."
"(Bu süre), malum günün vaktine kadardır."
(İblis) dedi ki: "Sen'in şerefine yemin ederim ki; onları(insanları) toptan azdıracağım."
"Ancak onlardan Sen'in muhlis kölelerin müstesna."
(Allah) dedi ki: "(İşte bu) haktır ve Ben hakkı söylerim."
"Senden olanları ve onlardan sana tabi olanları, toptan elbette cehenneme dolduracağım."
[SAD(38)/71-85]
Biz, onlara yakınlar(cin-şeytanlar) hazırladık. Onlar(cin-şeytanlar), onların önlerinde ve arkalarında olanları güzel gösterirler. Onlardan önce geçmiş olan ümmetler içindeki insan ve cinler gibi, onlara da söz(azap) hak oldu. Muhakkak onlar hüsrana uğrayanlardır.
[FUSSİLET(41)/25]
Şayet şeytan, sana vesvese vererek dürtüklerse, Allah'a sığın! Muhakkak O, işitendir, Alim'dir.
[FUSSİLET(41)36]
Kim Raman'ın zikrine(Kur'an'a) şaşı bakarsa, Biz ona, şeytanı sararız. O şeytan, ona arkadaş olur.
Muhakkak onlar(şeytanlar), onları yoldan engellerler ve onlar kendilerinin hidayet üzere olduğunu zannederler.
Bize geldiği zaman (o kimse) der ki: "Keşke benimle senin aranda, iki doğu uzaklığı olsaydı. Sen ne kötü arkadaşsın."
[ZUHRUF(43)/36-38]
Muhakkak o(İsa), saat için bir ilmdir(işarettir). O saatten şüphe etmeyin ve bana tabi olun. İşte doğru yol budur.
Şeytan sizi engellemesin. Muhakkak o, sizin için apaçık bir düşmandır.
[ZUHRUF(43)/61-62]
Onlar Kur'an'ı tefekkür etmiyorlar mı? Yoksa onların kalpleri kilitli midir?
Muhakkak o kimseler ki, kendilerine hidayet ortaya çıktıktan sonra gerisin geri dönerler. Şeytan onları sürüklemiştir ve onları uzun emellere kaptırmıştır.
[MUHAMMED(47)/24-25]
Şüphesiz 'gizli toplantıların fısıldaşmaları', iman edenleri üzüntüye düşürmek için şeytanın işlerindendir. Oysa Allah'ın izni olmaksızın o(şeytan), onlara hiçbir şeyle zarar verecek değildir. Şu halde mü'minler, yalnızca Allah'a tevekkül etsinler.
[MÜCADELE(58)/10]
Şeytan onları kaplamıştır; böylece onlara Allah'ın zikrini unutturmuştur. Böyle olanlar, şeytan hizbidir. Dikkat edin! Muhakkak şeytanın hizbi olanlar, hüsrana uğrayanlardır.
[MÜCADELE(58)/19]
Şeytanın misali şunun gibidir ki; insana der: "Küfret(ört)!" Ne zaman ki insan küfreder(örter), şeytan (o zaman) der ki: "Ben, senden beriyim(uzağım). Muhakkak ben, Alemlerin Rabb'inden korkarım!
[HAŞR(59)/16]
Muhakkak Biz, 'Dünya Göğü'nü lambalarla(yıldızlarla) süsleyip-donattık. Bunları, 'şeytanlar' için bir kovulma-taşlama kıldık. Onlar için 'şiddetli ateş azabı' hazırladık.
[MÜLK(67)/5]
(Ey Muhammed) de ki: "Cinlerden bir grubun beni dinlediği bana vahyedildi." (Cinler) dediler ki: "Muhakkak biz, hayret uyandırıcı bir Kur'an dinledik."
"O doğruluğa iletiyor ve ona iman ettik. Elbette Rabb'imize hiç bir kimseyi ortak koşmayacağız."
"Muhakkak Rabb'imiz azamet ve ululuk sahibidir. O bir eş ve evlat edinmemiştir."
"Doğrusu bizim beyinsizimiz(İblis), Allah konusunda saçma şeyler söylüyor."
"Doğrusu biz cinlerin ve insanların Allah'a karşı yalan söylemeyeceğini sanmıştık."
"Muhakkak insanlardan bazı erkekler, cinlerden bazı erkeklere sığınırlar, onlar da, onların azgınlıklarını artırırlar."
[CİN(72)/1-6]
De ki: "İnfilakın(patlamanın) Rabb'ine sığınırım!"
"(Bu patlamayla) yarattıklarının, şerrinden!"
"Ve çöktüğü zaman, karanlığın şerrinden!"
"Ve düğümlere üfleyenlerin şerrinden!"
"Ve haset ettiği zaman, haset edenin şerrinden!"
[FELAK(113)/1-5]
De ki: "İnsanların Rabb'ine, sığınırım."
"İnsanların Meliki'ne sığınırım."
"İnsanların (gerçek) İlah'ına sığınırım."
"Vesvese veren Hannas'ın(şeytanların) şerrinden."
"Ki o(şeytanlar), insanların göğüslerine(kalplerine) vesvese verir."
"O(şeytanlar), cinlerden ve insanlardandır."
[NAS(114)/1-6]

456-) TİMURTAŞ HOCA İNSAN HAYATININ ÖNEMİ



456-) TİMURTAŞ HOCA İNSAN HAYATININ ÖNEMİ
Ailenin İnsan Hayatındaki Önemi
Aile, kişilik eğitimi açısından en önemli sosyal kurumların başında gelir. Kadirbilim fikir sistemine göre kurulan ailelerin temel amacı; insanlık değerlerini yaşayan ve yaşatan bireyler olmak, o aileden türeyecek dost mektuplarını (çocukları) da bu değerler adına yaşayacak bir konuma getirmektir.
İnsan sosyal bir varlık olması ve bazı öğrenme çeşitlerinden dolayı görerek ve duyarak, çevresini model alarak daha kolay öğrenir, buna “Sosyal öğrenme” de denir. Bebek gözlerini dünyaya açtığı günden itibaren, büyümeye başladıkça yakın çevresinde gördüğü annesini, babasını ve ailenin diğer üyelerini taklit eder. Konuşmalarını, davranışlarını onlara benzetmeye çalışır. Burada çocuk üzerinde aile üyelerinin hayati bir önemi vardır. Ailenin görevi, çocuğun bütün ihtiyaçlarını yaratılışa uygun bir şekilde karşılamaktır. Yani sadece çocukları okula göndermek, harçlık vermek ve karnını doyurmanın yanında; kişilik değerlerinin de ailede doyması gerekmektedir ki, çocuk maddi ve manevi sağlıklı büyüsün. Bunlardan biri olmadığında çocuk da eksik kalır.
Biz İnsan Yüceliğini Gerçekleştirme Derneği ve Güvenilir İnsan Yetiştirtme Vakfı olarak ailelerin ve çocukların eğitimini son derece önemsiyoruz. Onun için de yıllardır aile toplantılarını artan bir ciddiyetle yapmaya, hayatımızı ve yaşayışımızı insan yaşayışı haline getirmeye çalışıyoruz. Arkadaşlarımız ve sosyal çevremiz de aynı değerlere kıymet verdiğinden her geçen gün hayatımızdan ve kendimizden daha hoşnut bir hale geliyoruz. Görüyoruz ki: “Üzüm üzüme bakarak kararıyor…”
Bu sene Abdulkadir Duru hazretlerinin dünyaya teşriflerini kutlayacağımız “25 Şubat” programının da teması “Aile” olması sebebiyle, aylık programımızın temasını da “Aile ve Ailenin Önemi” olarak belirledik. Dolayısıyla bu sene programa gittiğimizde alt yapımız da kuvvetli olacağından, o gün almamız gerekenleri daha çok alacağımız kanaatindeyiz.
Aile… Ailenin önemini anlamak için çevremizdeki küçük çocuklara ve kendi çocukluğumuza bakmamız yeterli olacak. Kimi aile var, çocuğa “Aman oğlum oku, kendini kurtar.” demekten başka hiçbir nasihat vermiyor. Sonra da anne-baba kendini huzur evinde buluyor. Herkes de kabahati genel olarak çocuklara yüklüyor. Oysa bir de madalyonun diğer yüzü var. Aile çocuğa, kutsal değerleri ne kadar aşıladı ki, çocuktan bu değerleri bekliyor?
Biz ailelerin, anne-babaların, çocuklarına karşı sorumluluklarından en önemlisi onlara güzel ahlak aşılamaktır. Tabi öncelikle ahlakın insan hayatındaki önemini bizim bilmemiz gerekiyor. Ahlakı düzgün olduktan sonra çocuğun hangi mesleği yaptığının hiçbir önemi yok; ister işçi olsun, ister mühendis olsun. Çünkü o çocuk her işi ciddi ve içe sinesi yapar, sadece para için yapmaz; hizmet anlayışı ile yapar. Tam tersini düşünelim. Ahlak bozuk… Gene hangi mesleği yaptığının önemi yok. Çünkü hangi işi yaparsa yapsın, içe sinesi yapmayacağından insanlara yeterince hizmet edemez. Onun için hem kendi ahlakımızı hem de çocuklarımızın ahlaksal gelişimini önemsememiz, bizim insan olmamızın en temel sorumluluğudur.
Huzuru her yerde arayan insan, kendine dön de kâmil insan olmayı ciddiye al. Gerisi teferruattan başka bir şey değil…

455-) TİMURTAŞ HOCA İNSAN EŞYA İLİŞKİSİ



455-) TİMURTAŞ HOCA İNSAN EŞYA İLİŞKİSİ
İnsanın Eşyalaşma Süreci
Alışveriş gerçek bir hastalık mı? Uzmanların çizdiği tabloya bakılırsa, alışveriş dizginlenemiyorsa, hastalık hali kesin! Hastalığın yan etkileri ise daha kötü. İnsanı insan yapan bütün değerlerden sıyırıyor ve bir “şey” haline getiriyor. Çağımızın tehlikeli hastalıklarından biri olarak anılan bu sendromu taşıyan insanın tedavisi için bazı özel hastanelerde uzmanlar bile isdihdam edilmiş! Alışverişte elde ettiği eşyayla mutluluk ya da güç arayan kişi, yeni “şey”in sağladığı sahip olma dürtüsüyle geçici bir mutluluk kazanabiliyor. Ardından kendin i eskisinden daha derin bir depresyon içinde bulabiliyor. Aslında içinde “yaşamadığı” bir hayatın parçası haline gelebilmek için bir çırpınış bu. Kumru ile Kumru isimli romanında bu konuyu ele alan Yazar Tahsin Yücel’le insanın eşyalaşma sürecini konuştuk.
Bir davranış, normal sınırları aşarsa, ondan hastalık” ya da “sendrom’ olarak söz edebiliyoruz. Çevremize baktığımızda bazı sendromların somut örneklerini görmemiz mümkün. Birçok insan ekonomik gücünü aşarak sürekli” alıyor”. Bu noktada klinik bir müdahale gerektiriyor olmalı ki bazı özel hastaneler ‘kronik shopping’ adıyla tanımladıkları bu hastalığın tedavisine koy uluyorlar. Sınırları tam konulmamakla birlikte ‘Herhangi bir gereksinim olmadığı halde, gelirini aşan düzeyde alışverişte bulunmak’ şeklinde bir de tanımı söz konusu. Hatta İngiltere’de Stanford Üniversitesi’nde bu çerçevede yapılmış bir araştırma da var. Tüketimi artıran faktörlerin başında suçlu olarak reklamlar, vitrinler ve marketler gösteriliyor. Burada kast edilen, masum vitrinler değil. Bazı mağazalar, uzmanlar eşliğinde rafları, vitrinleri dizayn ediyorlar. Bu “tuzak düzenleme” sonucunda ihtiyacınız olmayan onlarca eşyayı alıp eve götürebiliyorsunuz? Ama bizim yazımızın konusu, bir takım dış etkenlerin kışkırtılmasıyla değil, bizzat dizginlenemeyen bir içsel dürtüyle mağazalara, vitrinlere koşan insanların ruh hali..
Eşya fetişizmi gibi
Alışveriş eden insanların pek çoğunun mutsuz olduğu kesin. Artı stres ve kaygı da yaşıyorsa, hiçbir mantığa dayanmayan alışverişler yapabiliyorlar bu insanlar. ‘Eşya fetişizmi” denebilecek kadar çılgınca alıyorlar. Bir eşyaya (giysi veya herhangi bir ev eşyası da olabiliyor) sahip olma hırs ı ile yanıp kavruluyorlar. En temel yanılgıları da mutlak mutluluğun o eşyaya sahip olduktan sonra elde edilmesi fikri.
Bu hastalar alışveriş ettikleri ürünler sayesinde “güç” ve “onay” peşindeler. Kimi haset için, kimi de sevgi için yapıyor. Haset adın a hareket edenler “Şu çizmeleri giyip caddede yürüdüğümde, bizim sokak hasedinden çatlayacak” düşüncesi içindeler. Kıskançlık ve haset duygusunu açığa çıkarmak için reklam yazarları da ellerinden geleni yapıyorlar! Şampuan ya da ayakkabı ya da bir pırlanta yüzük... Hepsini satın alın ve diğer hemcinsleriniz çatlasın’ imajı, son yıllarda birçok reklama hâkim oldu. Peki, eşya tutkunlarının cinsiyeti ağırlıklı olarak nedir, diye merak ederseniz, ilk bakışta kadınlarmış görünse de, bir erkeğin de aynı tutkuyla farklı alışveriş mekânlarında dolaşmayacağını kimse garanti edemez. Bir kadın bir şampuan ya da bir güzellik ürünüyle kendinden geçebiliyorsa, bir erkek de son model bir arabanın bulunduğu galerinin önünde ağzı açık uzun zaman kalabilir. Kendini değersiz hissedip, bunu yükseltmek amacıyla alışveriş edenlerin, eşyayı satın aldıktan sonra düştükleri durum daha da kötü. Mala sahip olur olmaz kısa bir tatminin ardından, daha şiddetli bir değ ersizlik ve yetersizlik duygusuyla karşı karşıya kalıyorlar. Bunun için hemen bir başka mağazada, daha önce “takıntı” haline getirdikleri başka bir eşyaya doğru bil inçsizce yöneliyorlar.
Ben aldım, sen aldın, o aldı
Tam da bizim bu yazımıza denk düşen bir roman var: Kumru ile Kumru. Yazar Tahsin Yücel eşyalarla olan tutkulu bir ilişkiyi” ele almış romanında. Bir kitapta verilmek istenen mesajı herkes farklı algılayabilir. Benim algım şu yöndeydi: Sahip olduklarımız en sonunda bedenimizi ve ruhumuzu işgal ediyor ve asıl olarak onlar bize sahip oluyor! Bir yerde gerçekten de öyle. Bize sahip, bize egemen oluyor eşyalar... Eşyalar gittikçe evlere yerleşiyor. Tıkış tıkış bir halde olan bu evlerde, insanlara oturacak bir koltuktan başka yer bırakılmamış aslında. Eşyalarla adeta tutkulu bir ilişki yaşayan tüketiciler, aldıkça alıyorlar. Gardroplar gittikçe büyüyor. Eskiden iki kapılı dolaplar işi görürdü. Şimdi odanın koca bir duvarını boydan boya kaplayan gardroplar bile yetmiyor. Yığdıkça yığıyorlar, değiştirdikçe, değiştiriyorlar. Çocukların çoğu da “al al” denilerek büyüyor.. Yolda yürürken insanların konuşmalarına kulak kabarttığınızda hap kelimeler duyuyoruz: Şunu aldım, bunu alacağım, öteki aldığımın taksidi bugün, sen bunu yeni mi aldın, mağaza- da gördüğüm o bluzu aldım, kampanyadan ayakkabı aldın mı? Yaşam, alma üzerin e kuruldu neredeyse.”
Psk. Arzu Elemek
Alışveriş toplumun bir yaptırımıdır
Tüketim konusunda toplumdaki aşırı yönelimi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türk toplumunu birinci derecede etkileyen ülkenin rejimidir, bir takım aksaklıkları içinde barındırsa da günümüzde kapitalizm rejimi gündemde. Hem mal çeşitliliği bulunuyor hem de var olan malların korsanları bulunduğu için bu çeşitlilik daha da artıyor doğal olarak. Ben birçok insanın bu kadar çeşit karşısında seçici davranmayıp hemen her şeyi satın alma davranışına yöneldiklerini düşünüyorum. Alışveriş, bugün toplumun bize bir çeşit yaptırımı gibidir.
Var olan ruhsal bozukluğu tetikleyebilir mi?
Evet, insanları bir müddet sonra doyumsuz yapabilir. Ayrıca tüketimde bir de kadın erkek ayrımı var. Kadınlar için daha fazla çeşit ürünün üretildiğini görüyoruz. Kadınlar, daha fazla çeşide maruz kaldıkları için daha fazla tüketici oluyorlar.
Bir buzdolabına tutku
Kumru ile Kumru adlı romanda kadın, evindeki buzdolabı için çıldırıyor adeta. Yiyecek dolu, ışıltılı bir mekân olarak, ona çok özel muamele ediyor. Kumru adlı kadının eşyaya bağlılığı inanılmaz boyutlarda. Tutkuyla bağlandığı eşyalar, bir süre sonra onun hayatını eşyalaştırıyor. Eşyanın “imparator” olduğu romanda, ironik bir üslup var. İnsan eşyanın kölesi olarak çaresizdir. Hatta onun boyunduruğu altına girmiştir.. Bu “şeyleşme’ sürecini yazar ustalıkla kal eme almış. Eşyalaşma ve kişiliksizleşme ruh hali, Kumru’nun üzerine oturmuş. Hırçın, depresif, insanlarla iletişim kurmakta zorlanan bir insana dönüşen genç kadın, artık herkesi sahip olduğu eşyalarla değerlendirmeye başlamıştır. İ.Ü. Fransız Dili ve Edebiyatı bölümünde profesör olan Tahsin Yücel, şimdiye kadar birçok çeviriye ve romana imza attı. Çok sayıda ödüle sahip oldu. Yücel’le “Kumru ile Kumru” romanından yola çıkarak, insanın eşyalaşma sürecini konu alan bir sohbet gerçekleştirdik.
İnsanın eşya ile ilişkisini çok güzel betimleyen bir kitabınız var. Kumru ile Kumru.. Bir buzdolabına bir kadının tutkuyla bağlılığı anlatılıyor. Bu fikir nereden çıktı.
Eşya tutkusu, çevremizde gördüğümüz bir tutku. Mesela bazı kişilerin pazar günü ilk işi arabalarını yıkamak olur. Onu tutkuyla silip, temizlerler. Fakat günümüzde eşyalar a daha büyük bir düşkünlük var. Yani eşyalar, insanın yaşamında eskiden olduğundan daha fazla yer tutuyor. Şimdi tüketim söz konusu olunca eşyanın sürekliliği o kadar kalmıyor. Durmadan değiştiriyorlar.
Bir yandan neredeyse “gösterme” hastalığı gibi değil mi?
Eşya olgusu bazılarında gerçekten bir tutku biçiminde. Bazılarında ise gösterme’ tutkusuyla da birleşiyor. Örneğin lüks bir araba ile yolculuk etmek. Öteki arabası işin i görürken, daha yenisi çıktığı zaman tutup bunu satın alıyor. Evine misafir geldiği zaman yepyeni, modern eşyalar “görsün” istiyor. Yani üstünlüğünü görme aracılığı ile kanıtlamak istiyor. Eşya deyince kullanılan, yaşamımızı kolaylaştıran şeyler aklımıza geliyor. Ama bazıları için farklı bu. Tüketim toplumunda bu çok farklı.
Alma, atma ve değiştirme üçgeni içinde insanların “şeyleştiğini” söylüyorsunuz?
Romanım hakkında tüketim toplumunun bir eleştirisi olduğu noktasında yorumlar çıktı. Bu doğru. Kitabın kahramanı Kumru, kasabalı bir kadın . İlk başta kendi basit eşyalarına düşkünlüğü var. Ama buzdolabı ile ilişkisi tam bir tutkuya dönüşüyor. Başkalarında da benzer tutkuların olduğunu görüyoruz. Diyelim bir araba. Arabayı yeni bir modelle hemen değiştiriyor kişi. Yani eskidiği için değil, bu değiştirme. Durmadan yeniliyorlar, koltuk, buzdolabı veya araba olsun... Birçok eşya için insanlar buna zorlanıyorlar da. Bir bilgisayarı, iki yıl kullandınız mı değiştirmek zorunda kalıyorsunuz. Yani öyle yapıyorlar ki, cihaz da bozulmaya başlıyor, siz yenisini alasınız diye! Bu konuda sürekli yayın yapılınca değiştirmek istiyorsunuz. Size o lazım değil ama en sonu odur, en modern odur diye onu alıyorsunuz.
Siz bir söyleşinizde, bu tutkunun varlığının TV ile ilişkisi olduğunu söylüyorsunuz.
Elbette. TV’de ağırlıklı olarak reklamlar ve orada da ağırlıklı olarak eşyadan söz ediyorlar. Vitrinler de öyle. Bütün bu araçlar bizi alışverişe zorluyorlar. Örneğin ‘şu tür eşya artık kullanılmıyor, değiştirmek gerekir’ diye bir görüş yayılıyor.
Uzm. Dr. Mustafa Güveli
Kredi kartlarını şişiren hastalar
Tüketim konusundaki aşırılıklar hemen aklıma iki patolojiyi getiriyor. Bunlardan ilki, obsesif kompulsif bozukluktur. Bu sorunu yaş ayanlar, ihtiyaçları olmadığı halde eşya satın alabilir, kendilerine hâkim olmakta güçlük çekebilirler. Diğer yandan, anksiyetenin yoğunlaştığı zamanlarda sebepsiz ve zamansız alışveriş yapan, daha sonra kredi kartlarını şişiren insanlarla biz psikiyatristler sıkça karşılaşıyoruz.
Yoksul aileler de onun (alışverişin) tutsağı.. Örneğin işlevleri yerinde ama “eski” olan ütüyü atıyor ve yeni bir ütü alabiliyorlar. Çocuğunun belki de süt parası... Temel ihtiyaçların da önüne geçebiliyor alışveriş.
Buna şu yönden da bakmak lazım. Alışveriş, bir anlamda “çoğalma”, “dışarıya açılma” diye düşünülebilir belki ama aslında bir yerde de bu kadar çılgınca alışveriş, aslında insanların dış dünyaya “kapanması” demektir. Tıpkı tek değerin TV olması gibi . Oturduğu yerde hiç kıpırdamadan TV izlemekle bazı insanlar doyum sağlıyor örneğin. Bir yerde alışveriş bütün yaşamı dolduruyorsa ve her şeyimiz onun sınırları içinde kalıyorsa, aslında bu bir kapanmadır. Bütün o aşırı iştahla aldığımız her şey, giysi vs. koparıyor bizi başka şeylerden. Benim kitabımın kahramanı Kumru da kente ayak uydurmak istiyor ama beceremiyor. Kurtuluşu yalnızca eşyada gördüğü için, o tarafa yöneliyor.
Yaşam, satın alma üzerine kuruldu neredeyse, ne dersiniz?
Bir yerde öyle. Bir tür değişim isteği, başka türlü görünme derken, tek biçimliliğe doğru evrilme söz konusu. Yaşam bir eşya tutkusuyla tek biçimli oluyor. Bir kitap, bir müzik dediğiniz zaman oralarda açılırsınız. Bu tip eşyalarla, giyimdi, şuydu buydu derk en ister istemez kapanıyorsunuz. Aslında yaşama, dünyaya yabancılaşıyorsunuz. Hatta evinizde bile aynı şey söz konusu olabilir. Örneğin “Şu yerdeki halıları göre göre alıştım’ deyip, eskimeden değiştirmek de bir yerde yabancılaşmadır. Sanki kendi evinizde değil de otelde olsanız daha rahat edecekmişsiniz hissine kapılmak da mümkün. ‘Durmadan değişsin, eskisi gitsin yen isi gelsin’, dediğiniz zaman, yere tam sağlam da basamıyorsunuz sanki. Hafta son unda koca günü bir alışveriş merkezinde, o havasız yerde geçirebiliyor insanlar.
Marka tutkusu mu oralara taşıyor?
Eskiden ‘şu mağazanın malı iyidir’, der satın alırdınız. Şimdi marka olgusu çıktı. Onaltı yaşındaki bir delikanlı şu marka pantolon diyor ve eğer o marka olmazsa alınan pantolon onun için bir anlam taşımıyor. Bunda reklamların da etkisi var. Geç enlerde gazetede okudum. Avrupa’nın en yoksul ülkesi Türkiye diyorlar. Ama bizim gördüğümüz resim farklı. Siz işlek caddelere baktınız mı, ne kadar fazla jeep dolaştığını gördünüz mü? Paris’te, işlek bir cadde üzerinde oturup bir saat içinde trafiği gözlemleyin, en fazla 5 tane jeep geçer yoldan. Türkiye’de ise en az 25 Jeep sayarsınız bir saat içinde... Bu da ilginç. Jeep ne kadar ihtiyaçtır ki şehir caddelerinde bu kadar fazla dolaşıyor?
Sonuçta şunu söylemek lazım: Her şey aşır ı olduğu zaman, tutkuya dönüştüğü zam an, bir yerde hastalık niteliğine bürünüyor. Yani toplumumuzdaki bu tüketim nesnelerine düşkünlük de çoğu kez bir hastalık durumunu alabiliyor. Ben, eşim ya da kızım, gerekli gereksiz sürekli alışveriş yapıyorsak, bu patolojiktir. Türkiye’de ise bu durum artık, toplumsal bir hastalık niteliğine bürünmüştür.
Uzm. Dr. Emre Kızıltan
Çok ciddi bir sorunun belirtisi olabilir
Günümüzde kaygıyı gidermenin bir yolu olarak alışveriş yapmak, karşımıza çıkabiliyor. Kaygılı insan nasıl abur cubur yemek yerse, aynı zamanda abur cubur alışveriş de yapabilir. Alışveriş konusundaki bu normal dışı yönelim, kaygının bir ifadesi olarak değerlendirilebilir. Obsesif kompulsif bozukluk ve bunun obsesif kompulsif spektrumu dediğimiz bir grubunda da insanların hakikaten kendilerine hakim olamadıklarını, kontrolsüz şekilde alış veriş yaptıklarını görüyoruz. Bu durum, hakikaten bir rahatsızlık boyutunu alıyor. Bunlara ek olarak, normal alışkanlıklarımızın dışına çıktığımız durumların da ciddi rahatsızlıkların belirtisi olabileceğini unutmamalıyız. Örn eğin manik bir epizoddaki kişi çok aşırı alışveriş yapmaya başlayabil ir. Bu durum, manik epizodun gelmekte olduğunun ya da geldiğinin habercisi olarak yorumlanır. Bu tür aşırı alış veriş davranışlarında, ciddi bir rahatsızlığın gelmek üzere olduğunu düşünürüz.
İnsanların insanlara değil de eşyaya bağlılığı, insanla ilişki kurmak yerine eşyayla ilişki kurması gibi bir yaklaşım var günümüzde. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Bunu, insanların var olan dünyaya gösterdiği uyum olarak değerlendirebiliriz. Eğer günümüzde kapitalizmi yaşıyorsak, böyle yaşayacağız. Şu an söz konusu olan böyle bir sistem olduğu için, insanlar da buna uyum sağlıyorlar. Bunun sağlıklı olup olmadığını ayrıca tartışabiliriz. Bu da akla, insanlar bundan dolayı mutlu olabilir mi, sorusunu getiriyor. Bana kalırsa, herhalde mutlu olamazlar, derim. Satın almanın son u yoktur. Bu da sonunda insanları ister istemez sorunlu bir duruma sokacaktır.

15 Mart 2021 Pazartesi

453-)TİMURTAŞ HOCA İSLAM VE İNSAN



453-)TİMURTAŞ HOCA İSLAM VE İNSAN
İslam insan haklarının özelliklerinden birisi zaman, mekan ve kişi
açısından evrensel nitelikte olmasıdır. Bu özellik İslam dininin evrenselliğinden kaynaklanmaktadır. İslam dini bütün insanların dini, Kur’an
bütün insanların kutsal kitabı, Hz. Peygamber (sav) de bütün insanların
peygamberidir. Dolayısıyla İslam dinine dayanan insan hak ve özgürlükleri de bütün insanlara hitap eden evrensel hak ve özgürlüklerdir.
İslami literatürde geniş anlamda kullanıldığında İslam kavramı,
bütün ilahi dinleri kapsar. Bu anlamda Hz. Adem’den Hz. Peygamber’e
(sav) kadar bütün peygamberlerin getirmiş oldukları ilahi hükümler,
İslam dini olarak kabul edilir. İnsanlık tarihi boyunca ilahi dinler, bozulana kadar hukuk ve adaletin hakim kılındığı dönemleri temsil etmiştir.
İslam’da insan hakları kavramına bu çerçeveden bakacak olursak, ilahi
dinlerin bozulmadığı dönemlerde insan hak ve özgürlükleri alanında
olumlu gelişmeler yaşanmıştır. Buna karşılık ilahi dinlerden uzaklaşıldığı
dönemlerde ise insan hakları ve özgürlükleri ciddi yaralar almıştır.
Esas itibarı ile Batı’da son bir iki asırda ortaya çıkmış olan insan
hakları kavramının İslam dünyasındaki karşılıkları farklıdır. İslam dünyasında insan hakları ile ilgili kavramlar hürriyet, ismet, kul hakkı, adalet,
nısfet, zulüm, zaruriyat vs.dir. Bunun dışında İslam dünyasında insan
hak ve özgürlükleri tikel olarak ele alınmış, bunların korunması gerektiği
temel metinlerde belirtilmiştir. Kadın hakları, çocuk hakları, köle hakları,
fakirlerin hakları, gayrimüslimlerin hakları bunlardan bazılarıdır.
Hanefilere göre insanlar sırf insan olmaları itibarı ile hak ve özgürlüklere sahiptir. “İsmet ademiyetledir” külli kaidesi bunu ifade etmektedir. Şafiiler ise insan haklarını iman ve emana dayandırmaktadır. “İsmet
iman ve eman iledir” külli kaidesi de Şafiilerin insan hakları anlayışlarını
göstermektedir.3
Beraat-ı asliye ilkesi de insan hakları ile yakından ilgilidir. Bu ilkeye
göre özgürlük asıl, sınırlama istisnadır: “Eşyada asıl olan ibahadır.” Huku3 Recep Şentürk, “Farklı Dünya Medeniyetlerinde İnsan Hakları”, Kur’an ve Sünnete
Göre Temel İnsan Hakları, İstanbul 2014, s. 25.
522 II. Türk Hukuku Tarihi Kongresi Bildirileri
ka uygun şekilde sınırlamalar getirilmediği sürece insanlar bütün hak ve
özgürlüklere sahip kabul edilir.
İslam dünyasında mezalim divanları, divan-ı adalet, Divan-ı Hümayun gibi insan haklarını koruyan kurumlar da geliştirilmiştir. İslam devletlerinde farklı isimlerle anılan bu kurumların başlıca görevlerinden birisi de
insan hakları ihlallerinin önlenmesi ve faillerinin cezalandırılmasıdır.
İslam ülkelerinde insan hakları ve hukuk devleti gibi kavramların
ortaya çıkması Batılı ülkelerden farklı olmuştur. İnsan hakları ve hukuk
devleti kavramları İslam ülkelerinde Batı’daki gibi bir mücadele süreci sonucu olarak ortaya çıkmamıştır. İnsan haklarının özü olan hürriyet, eşitlik
ve adalet ilkeleri, İslamiyet’in başlangıcından itibaren kutsal metinlerde
değiştirilemez kurallar olarak yer almıştır. Batılılar ise insan hakları ile ilgili değişmez kuralları, 19. yüzyılda anayasaların ortaya çıkması ile kabul
etmeye başlamışlardır.
İslam’da ise hukukun temel ilkeleri ve düzenlemeleri Kur’an ve sünnet ile sabitlenmiş, bu konuda tartışmaya yer bırakmamıştır. Uygulamada
yaşanan aksaklılar ise İslam hukukuna aykırı zorba uygulamalar olmaktan
öteye geçememiştir. Bu açıdan özgürlük, eşitlik, adalet gibi temel hukuk
ilkeleri konusunda sahip olduğumuz elmas düsturlar, Batılı ülkelerin zaman zaman parlayan, ancak çoğu zaman kırılmaktan kurtulamayan cam
parçacıklarına tercih edilmelidir.
İslam’da insan haklarının kaynağı ilahîdir. Allah, insanı varlığa müdahale hakkı olan, yeryüzünde adaletle hareket edecek bir halife olarak
yaratmıştır. “Hani, Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti”4
. Yeryüzünde Allah’ın halifesi olarak yaratılan insana,
Allah tarafından eşyanın isimleri öğretilmiş; böylece insan halifelik görevini yapabilmesi için gerekli donanımlarla mücehhez hale getirilmiştir.5
İnsanın hakları ve özgürlükleri, kendisine ihsan edilen bu donanımlar
içerisinde bulunmaktadır.
4 Bakara, 30.
5 Bakara 31.
İslam’da İnsan Hakları [Demir] 523
İnsana eşyanın isimlerinin öğretilmesi, aynı zamanda onun hak ve
özgürlüklere sahip kılınması anlamına gelir. İnsanın yeryüzünde Allah’ın
halifesi olarak yaratılması ise hak ve özgürlüklerin diğer boyutu olan
insanın görevlerini ifade etmektedir. Yeryüzünde Allah’ın halifesi olarak
yaratılan insan, adaletle hükmetmek ve diğer varlıklara haklarını vermekle görevlidir. İnsanın omzuna aldığı ağır yük, dağların kaldırmaktan
çekindiği bir emanettir.
Sahip olduğu hakları ve özgürlükleri Yaratıcısı’ndan alan insan, maddesi itibariyle en güzel şekilde yaratılmış6
; manası itibariyle ise kendisine
gerekli olan kabiliyetler ikram edilmiştir.7
İnsan haklarının ilahi kaynaklı olması, onların beşer tarafından ortadan kaldırılamayacağı, değiştirilemeyeceği sonucunu doğurmaktadır.
Yeryüzünde hangi devlet hüküm sürerse sürsün, hangi hukuk sistemi
uygulanırsa uygulansın insan, yaratılıştan gelen bu hak ve özgürlüklere
sahip olmaya devam edecektir. Devletlerin ya da insanların bu hak ve
özgürlükleri uygulamamaları, onların varlığına engel değildir. Çünkü bu
hak ve özgürlükler, Yüce Yaratıcı’nın beyanı olan Kur’an’da ve elçisi olan
Hz. Peygamber’in (sav) sözlerinde değiştirilemez şekilde yer almıştır.
Kur’an’da ve Hz. Peygamber’in sünnetinde yer alan insan haklarının
kanun maddesi olarak ifade edilmesi ise insanın ulaştığı medeniyet seviyesine göre farklılık göstermektedir. Sözgelimi Allah insanı hür olarak
yarattığı halde, geçmiş devirlerde insanlar köleleştirilmiştir. Geçmişte kurulan devletler ise İslam devleti de olsa köleliği o dönemin gereği olarak
kabul etmişlerdir. Zamanımızda ise İlahi Beyan’ın ruhuna uygun şekilde
köleliğin insan fıtratına uymadığı gerçeği artık anlaşılmış ve devletler
kanunlarında kölelikle ilgili düzenlemeleri kaldırmışlardır.
Veda Hutbesi
Dünya tarihinde insan hakları ile ilgili ilk metin Veda hutbesidir. Peygamber Efendimiz (sav) vefatından kısa bir süre önce miladi 632 yılında
6 Tin, 4.
7 İsra, 70.
524 II. Türk Hukuku Tarihi Kongresi Bildirileri
Mekke’de yüz bin kadar insana Veda hutbesini irad etmiştir. Avrupa’da
ilan edilen ilk insan hakları metni ise 1215 tarihli Manga Carta’dır. Veda
hutbesi ile Manga Carta arasında 593 yıl bulunmaktadır. Konumuz olan
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Beyannamesi ise 1948 tarihlidir ve Veda
Hutbesinden 1316 yıl sonra kabul edilmiştir.
Veda hutbesinde insan, aile, toplum ve bütün insanlığı içine alacak şekilde hak ve özgürlükler ifade edilmektedir. Bu haklardan yaşama
hakkı, mülkiyet hakkı ve ailenin korunması hakkı Veda hutbesinde açık
bir şekilde ifade edilmektedir: “İnsanlar! Bugünleriniz nasıl mukaddes
bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke)
nasıl mukaddes bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle
mukaddestir, her türlü tecavüzden korunmuştur.”
Cahiliye devrinde en fazla mağduriyete uğrayanlar kadınlar ve çocuklardı. O dönemde kadın hiçbir değeri olmayan bir eğlence aracı idi.
Müşrikler kadını bir utanç vesilesi gördükleri için doğan kız çocuklarını
diri diri toprağa gömerlerdi. Veda hutbesinde kadının sahip olduğu
haklar ve özgürlükler, kadınların ve erkeklerin görevleri en güzel şekilde
düzenlenmiştir:
“İnsanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah
emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah
adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, onların da sizin üzerinde hakları vardır. Sizin kadınlar
üzerindeki hakkınız, onların aile yuvasını sizin hoşlanmadığınız
hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları te’dib edebilirsiniz.
Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşru bir şekilde, her
türlü yiyecek ve giyecek ihtiyaçlarını karşılamanızdır.”
Veda hutbesi cihanşümul bir insan hakları belgesi olarak bütün
insanlığı içine alacak şekilde hakları da düzenlemiştir. İslam dinine göre
din, dil, ırk, renk, cinsiyet ayrımı yapılmaksızın bütün insanlar eşittir.
Din, dil, ırk, renk ve cinsiyet sebebiyle üstünlük iddiasında bulunmak
İslamiyet’e tamamen aykırıdır:
İslam’da İnsan Hakları [Demir] 525
“Ey insanlar! “Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Adem’in
çocuklarısınız, Adem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi; kırmızı tenlinin siyah
üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük
ancak takvada, Allah’tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız O’ndan en çok korkanınızdır.”
Veda Hutbesi İle İnsan Hakları Beyannamesi’nin Karşılaştırılması
Her iki metin de konu itibariyle insan hakları ile ilgili olmakla birlikte kaynak itibari ile farlıdır. Veda Hutbesi ilahi kaynaktan gelmekte
ve Efendimiz sallellahu aleyhi ve sellem tarafından beyan edilmektedir.
İnsan Hakları Beyannamesi ise beşeri kaynaklı bir insan hakları metnidir.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Birleşmiş Milletler insan hakları konusunda geçmişteki birikim ve tecrübeyi bir araya getirerek İnsan Hakları
Beyannamesini hazırlamıştır.
Veda Hutbesinde yer alan haklar hem hukuki hem de dini mahiyette
olan haklardır. Bu haklar İslam hukuku açısından bir hukuk kuralı olmasının yanında İslam dini açısından da din kuralıdır. Dolayısıyla İslam’a göre
bir insan hakkını çiğnemek hem bir suç hem de günahtır. Mesela, bir kadına işkence yapmak hem suç hem de günah olmaktadır. Batı hukukunda
ise insan hakları ihlalleri suç olsa da günah değildir.
İslam hukukunda insan hakları başlangıcından beri evrensel mahiyettedir. Veda hutbesinde Efendimiz sallellahu aleyhi ve sellem bütün
insanları muhatap almış ve “Ey İnsanlar!” diye sözlerine başlamıştır. Pek
çok ayet ve hadis te “Ey İnsanlar!” diye başlar ve bütün insanlığı muhatap
alır. Batıda ise insan hakları her ülkenin kendi sınırları içerisinde ortaya
çıkmış, ancak konumuz olan İnsan Hakları Beyannamesi ile bütün insanları kuşatacak hale gelmiştir.
İnsan haklarının İslam dünyasında ve Batı ülkelerinde gösterdiği
gelişme seyri de farklı olmuştur. İslam dünyasında insan hakları daha Hz.
Peygamber aleyhisselatü vesselam döneminde ayet ve hadislerle tespit
edilmiştir. Günümüzde dünya ülkelerinde kabul edilen insan hakları
on dört asır önce İslam dini tarafından tespit edilmiştir. Müslümanlara
526 II. Türk Hukuku Tarihi Kongresi Bildirileri
düşen ayet ve hadislerde yer alan insan haklarını yaşadıkları dönemin
medeniyet seviyesine göre uygulamak olmuştur. Batıda ise insan haklarının bugünkü hale gelmesi çok sancılı dönemlerden geçilerek mümkün
olmuştur. Batıda insan hakları İslam dünyasında olduğu gibi başlangıçtan itibaren bugünkü haliyle kabul edilmiş değildi. 1215 tarihli Magna
Carta’da insanlara cüz’i bir kısım haklar verilmiş, daha sonra 18. Yüzyılda
İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri ve Fransa gibi ülkelerde temel insan
hakları metinleri kabul edilmiş, günümüzdeki anlamıyla insan haklarının
kabulü ise 1948 tarihli Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Beyannamesi ile
olmuştur.
Veda Hutbesi ile İnsan Hakları Beyannamesi arasındaki önemli bir
farklılık da uygulamada olmuştur. İslam dünyasında insan haklarının
tanınmasında değil uygulanmasında sıkıntılar yaşanmıştır. Çünkü insan
hakları İslamiyetin başından itibaren ayet ve hadislerle kabul edilmiş olduğu için Batıda olduğu gibi beyannameler hazırlayarak yeniden kabul
edilmesine gerek kalmamıştır. Ancak bu hakların uygulanmasında Batı
ülkelerindeki kadar olmasa da sıkıntılar yaşanmıştır. İnsanoğlu ibnüzzaman olduğu için Müslümanlar da yaşadıkları dönemin medeniyet telakkilerine uymak yönünde iradelerini kullanmışlardır. Mesela İslamiyet
demokrasi kültürüne benzer şekilde özgürlükçü bir yönetim tarzı getirmiş iken Emeviler döneminde diğer dünya ülkelerine uyularak monarşik
yönetime geçilmiştir. Diğer hak ve özgürlüklerde de Batı ülkelerinin yaşadığı bunalımlar kadar olmasa da zamanın şartları çerçevesinde sıkıntılar
yaşanmıştır. Batı ülkelerinde ise insan haklarının hem kabul edilmesinde
hem de uygulanmasında sıkıntılar yaşanmıştır. Çünkü Batıda insan haklarının yer aldığı İslam dünyasındaki ayet ve hadisler gibi temel metinler
yoktu. Batı ülkelerinde insanlar yaşama hakkı, din ve vicdan özgürlüğü
gibi en temel haklarını bile tırnakları ile kazıyarak aşama aşama elde etmişlerdir. Batılıların bugünkü insan hakları seviyesine ulaşmaları 1215
tarihli Magna Carta’dan itibaren günümüze kadar sekiz asır sürmüştür.
İslam dünyasında adalet kavramı öne çıkarken Batıda insan hakları
kavramının yaygınlaşması ilginçtir. Bunun sebebi ise İslam dünyasında
insan haklarının kabulünde değil uygulanmasında sıkıntıların olmasıdır. Dolayısıyla İslam ülkelerinde vatandaşlar insan hakları değil zaten
İslam’da İnsan Hakları [Demir] 527
var olan insan haklarının adaletli şekilde uygulanması talep etmişlerdir.
Bunun için İslam alimleri idarecileri adaletli bir yönetime sevk etmek
için Siyasetnameler, Nasihatnameler kaleme almışlardır. Batıda ise hak
ve özgürlüklerin kabulünde sıkıntı olduğu için insanlar hak ve özgürlük
talep etmişlerdir.
İslam dünyasında ve Batıda insan haklarının doğuşu ve gelişmesi
tamamen farklı olmakla birlikte Avrupa ülkelerinin İslam ülkelerini doğrudan veya dolaylı olarak sömürge haline getirmeye başlamaları ile yeni
bir dönem başlamıştır. Ondokuzuncu yüzyıldan itibaren İslam dünyasında Batılı ülkelerin insan hakları anlayışı hakim olmaya başlamıştır. İslam
ülkeleri sömürge olmaktan kurtulup bağımsızlıklarını kazandıktan sonra
da insan hakları konusunda Batı’nın baskısından kurtulamamışlardır. Halen dünyanın diğer ülkelerinde olduğu gibi İslam ülkelerinde de Batı’nın
insan hakları anlayışı hakim olmaya devam etmektedir. Buna karşılık
İslami hassasiyete sahip olanlar yukarıda anlatıldığı gibi hak ve özgürlüklerin İslamiyetin kendisinde zaten var olduğu görüşünden hareketle farklı
bir hak ve özgürlük anlayışı ortaya koymaktadırlar. Veda Hutbesi Dünya
tarihindeki ilk insan hakları metni olarak bu görüşün en sağlam delilini
teşkil etmektedir.
İnsan Haklarının Sınıflandırılması
İslam hukuku en genel hatları ile dinin, canın, aklın, neslin ve malın
korunmasını hedefler. Bu hedeflere göre İslamda insan haklarını aşağıdaki şekilde sınıflandırabiliriz:
Dini Hak ve Özgürlükler
Esas itibari ile dinler insanlık tarihi boyunca hak ve özgürlüklerin
kaynağı ve koruyucusu olmuşlardır. Dinler asli özelliklerini kaybedip
bozulmaya başlayınca hak ve özgürlükleri sınırlayabilmiş ve ortadan kaldırabilmişlerdir. İslam dini, Kur’an ve hadis gibi temel kaynaklarına bağlı
kalındığı takdirde, hak ve özgürlükleri korumuştur.
528 II. Türk Hukuku Tarihi Kongresi Bildirileri
İslam dini, Müslümanlara ve gayrimüslimlere inanç ve ibadet özgürlüğü tanımıştır. “Dinde zorlama yoktur”8
, “Sizin dininiz size, onların
dini onlaradır”9
gibi ayetlerde ve benzeri hadislerde, İslam dininin kabul
edilmesinde zorlama olmadığı ifade edilmektedir. Bu inanç ve ibadet
özgürlüğü sebebi İslam ülkelerinde gayrimüslimler daha İslam’ın ilk asırlarından günümüze kadar inançlarını koruyarak yaşayabilmişlerdir.
İslam’a göre dini kabul etmede bir zorlama olmamakla birlikte, kabul
ettikten sonra o dini terk etmek yasaklanmıştır. Bir Müslümanın dinini
terk etmesi irtidat yani dinden dönme suçu sayılmış ve ölüm cezası ile
cezalandırılmıştır. Bunun sebebi din ve vicdan özgürlüğünü kısıtlamak
değil, devletin ve toplumsal düzenin temelini oluşturan İslam dininin
korunmasıdır. Zira İslam dini devletin ve toplumun dayandığı temel yapı
olduğu için, kamu düzenini korumak amacı ile dinden dönmek yasaklanmıştır. Bununla birlikte özel hayatın gizliliği esas olduğu için kimseye
dinini yaşama konusunda baskı yapılmamıştır.
Yaşama Hak ve Özgürlükleri
Dini inanç ve ibadet özgürlüklerinden sonra önem bakımından
ikinci sırada gelen yaşama hak ve özgürlükleridir. Bunlar içerisinde en
önemlisi yaşama hakkıdır. Yaşama hakkı ayet ve hadislerde korunması
gereken en önemli haklardan biri olarak anlatılmış, insan öldürmek büyük günah ve suç olarak tanımlanmıştır. İslam hukukuna göre bir insanı
kasten öldürmenin cezası kısas olarak öldürülmektir:
“Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında kısas size farz kılındı.”10;
“Savaş gibi haklı bir sebep olmadıkça Allah’ın dokunulmaz kıldığı cana
kıymayın. Haksız yere öldürülen kimsenin velisine hakkını alması için
yetki verdik. O da artık öldürmekte ileri gitmesin.”11
8 Bakara, 256.
9 Kafirun, 6.
10 Bakara, 178.
11 İsra, 33.
İslam’da İnsan Hakları [Demir] 529
Yaşama hak ve özgürlüklerinden birisi de vücut bütünlüğünün korunmasıdır. Bir insanı öldürmek yasak olduğu gibi onun vücut bütünlüğünü ortadan kaldıracak şekilde zarar vermek de yasaktır.
“Biz Tevrat’ta onlara cana can, göze göz, buruna burun,
kulağa kulak, dişe diş ve yaralara karşı kulağa kulak, dişe diş ve
yaralara karşı ödeşme yazdık. Ancak kim hakkından vaz geçerse,
bu onun günahlarına kefaret olur.”12
İslam dini, yaşama hakkının en fazla ihlal edildiği savaşları da kural
ve kaidelerle düzenlemiştir. Savaşlarda kanun ve kurallar devre dışı kaldığı için en fazla hak ihlalleri savaş zamanlarında yaşanmaktadır. Bu ihlallerin önüne geçmek için savaş hukuku çerçevesinde kanun ve kurallar
belirlenmiştir. Buna göre savaşlarda ya da savaş dışı durumlarda soykırım
yapılamaz. Savaş halinde kaçanlar ve yaralılar öldürülmez. Fiilen savaşa
girmeyen kadınlar, çocuklar, din adamları ve işçiler öldürülmez. Hayvanlara ve bitkilere zarar verilmez.13
Düşünme ve İfade Özgürlükleri
Dinin ve hukukun korumayı hedeflediği üçüncü unsur akıldır. Din
ve hukuk, akıllı olan insanları muhatap alır. Deliler, bunaklar, çocuklar,
uyuyanlar, sarhoşlar dini ve hukuki açıdan sorumlu sayılmazlar. Bu açıdan akıl, düşünme ve düşündüklerini ifade etme özgürlükleri dinin ve
hukukun temelinde yer alan özgürlüklerdir.
Düşünme ve düşündüklerini ifade etme özgürlüğünün önemli bir
unsuru, emr-i bi’l-maruf ve nehy-i ani’l-münker yani iyiliği emretme ve
kötülüğü yasaklama görevidir. Bir Müslüman kötü bir şeyle karşılaştığı
zaman, o kötülüğü gücü yeterse eli, yetmezse dili ile engellemelidir. Buna
da gücü yetmezse o kötülüğe karşı kalbinden buğz etmelidir.14
12 Maide, 45.
13 Belkıs Konan, “İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Açısından Osmanlı Devletine Bakış”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. XV, Yıl 2011, Sayı 4, s. 260.
14 “Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin. Buna gücü yetmezse diliyle düzeltsin. Buna da gücü yetmezse kalbiyle buğuz etsin. Artık bu kadarı imanın en zayıf
mertebesidir.” Müslim, İman, 78.
530 II. Türk Hukuku Tarihi Kongresi Bildirileri
İyiliği emretme ve kötülüğü yasaklama görevi meşru muhalefet
hakkı olarak da isimlendirilebilir. Meşru muhalefet hakkı, hukuk dairesi
dışına taşmadan insanların, toplumun ve devletin icraatlarını eleştirebilmektir. Meşru muhalefet hakkı, insanların, toplumun ve devletin daha
iyiye doğru gitmesi için çok önemlidir. Bir toplumda ve devlette meşru
muhalefet kanalları tıkandığı takdirde, insanlar illegal, kanundışı yollara
sapmak zorunda kalırlar. İnsanların yasadışı yollarla kendilerini ifade
etmek istemelerinin sebeplerinden birisi de meşru muhalefet hakkının
kısıtlanması ya da ortadan kaldırılmasıdır.
İslamiyetin ilk dönemlerinde iyiliği emretme ve kötülüğü yasaklama
görevi hakkı ile yerine getirilirken, Emevilerden itibaren hilafetin saltanata dönüşmesinden itibaren bu görev tam anlamı ile yerine getirilemez
olmuştur. Hükümdarlardan korkan insanlar bu görevi tam olarak yerine
getiremez hale gelmişlerdir. Halbuki iyiliği emretme ve kötülüğü yasaklama, Müslümanlar için sadece hak değil, aynı zamanda bir görev, bir
farzdır.15 “Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran
bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.”16 ayeti bunu farz
olarak Müslümanlara emretmektedir.
Aile Hak ve Özgürlükleri
İslam hukukuna göre herkes aile kurmak, evlenmek ve çocuk sahibi
olmak hakkına sahiptir. Bireyler ailenin temelini oluşturduğu gibi, aile de
toplumun temelini oluşturur. Maddi ve manevi açıdan sağlıklı bireyler,
sağlıklı aileleri ve sağlıklı aileleler de sağlıklı toplumları meydana getirir.
“İçinizden bekarları, köle ve cariyelerinizden iyi olanları evlendirin.
Eğer fakir iseler, Allah onları lütfu ile zenginleştirir.”17; “Kadınlar sizin
için birer elbise, siz de onlar için birer elbise gibisiniz.”18; “Gençler! İçinizden aile geçindirebilecek güçte olanlar evlensin. Çünkü evlilik gözü
15 Osman Keskioğlu, İslam Hukuku Açısından Hukuk ve İnsan Hakları, İzmir 1996, s.
135.
16 Ali İmran, 104.
17 Nur, 32.
18 Bakara, 187.
İslam’da İnsan Hakları [Demir] 531
haramdan sakındırır, iffeti daha iyi korur. Evlenmeye gücü yetmeyenler
ise oruç tutsun. Çünkü oruç şehveti kırar.”19; “Evlenmek benim sünnetimdir. Sünnetimden yüz çeviren benden değildir. Evleniniz, çünkü ben
diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim.”20 gibi ayet ve
hadislerle evlilik teşvik edilmiştir.
Aile haklarının önemli bir bölümünü de çocuk hakları oluşturmaktadır. İslam hukukuna göre çocuk hak ehliyetine sahip olarak doğar, yedi
yaşında temyiz kudretine ulaşır, ergenliği ile birlikte tam ehliyetli olur.
Yeni doğan çocuk iyi bir isim verilmesi, akika kurbanı kesilmesi, iyi bir
şekilde bakılması, güzel bir şekilde eğitilmesi, malları varsa korunması
gibi temel haklara sahiptir. Ergenliğe ulaşana kadar bu şekilde haklarla
korunan çocuk ergen olduğu zaman tam ehliyete sahip olur, her türlü
hukuki işlemi kendi başına yapabilir.
Kadın hakları da aile hak ve özgürlükleri içerisinde yer almaktadır.
İslam dini kadını, erkek ile aynı statüde kabul etmekle birlikte, kadın ve
erkeğin kendine has özelliklerinden dolayı bazı farklı düzenlemeler getirmiştir. Esas itibari ile kadın da erkek gibi dini, hukuki, insani, siyasi,
ticari hak ve özgürlüklere sahiptir. Bununla birlikte kadının kendisine has
bazı özelliklere ve erkeğin de kendisine has bazı özelliklere sahip olması
sebebi ile hak ve özgürlüklerde bazı farklılıklar söz konusu olmuştur.
Erkeğin birden fazla kadınla evlenebilmesi, bir erkek şahide karşılık iki
kadın şahidin istenmesi bu farklılıklardandır. Kadının erken ergenliğe
ulaşıp erken doğurganlık yeteneğini kaybetmesi, buna karşılık erkeğin
geç ergenliğe ulaşmakla birlikte çok ileri yaşlara kadar baba olabilmesi,
birden fazla kadınla evliliği gerektiren sebeplerden birisidir. Ayrıca savaşların çok olduğu dönemlerde sahipsiz kalan kadın ve çocukların korunup
kollanması için de birden fazla evlilik gerekli görülmüştür. Diğer taraftan
bir evlilikle yetinen toplumlarda erkek ve kadınların çoğunlukla zina gibi
gayrimeşru yollara sapmaları aileyi ve toplum düzenini bozmaktadır. Bu
açıdan birden fazla kadınla evlenebilme seçeneği, insanların meşru dairede kalmaları yönüyle daha uygundur.
19 Buhari, Nikah 3; Savm 10; Müslim, Nikah 1.
20 İbn Mace, Nikah 1.
532 II. Türk Hukuku Tarihi Kongresi Bildirileri
İslamiyet’in kadın hakları ile ilgili getirdikleri ileri seviyede olmasına
rağmen, İslam tarihi boyunca geleneklerden kaynaklanan önemli kısıtlamalar söz konusu olmuştur. Geleneklerden kaynaklanan bu kısıtlamalar
sanki İslam dininin gereği gibi düşünülmüştür. Halbuki İslamiyet kadın
ve erkeğin durumuna uygun olarak hak ve özgürlükleri tanımıştır. Gelenekten kaynaklanan sınırlamaları ortadan kaldırarak, İslamiyet’in kadına
tanıdığı hakların kabul edilerek uygulanması gerekmektedir.
Aile ile ilgili haklardan birisi de özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığı hakkıdır. İslamiyet insanların özel hayatlarının gizli kalmasını
esas alır, özel hayatın araştırılmasını yasaklar. Kişinin özel hayatı diğer
insanlara ve topluma zararlı olmazsa, devlet tarafından müdahale söz
konusu olmaz. “Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan sakının. Çünkü
zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini
araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın.”21; “Ey iman edenler, evlerinizden başka evlere, yakınlık kurup (izin almadan) ve (ev halkına)
selam vermeden girmeyin. Bu sizin için daha hayırlıdır; umulur ki öğüt
alıp düşünürsünüz. Eğer orada kimseyi bulamazsanız, size izin verilinceye kadar artık oraya girmeyin; ve eğer ‘Dönün’ denirse, siz de dönün, bu
sizin için daha temizdir.”22
Ekonomik Hak ve Özgürlükler
Ekonomik haklar içerisinde en önemlisi mülkiyet hakkıdır. İslamiyet mülkiyet hakkını kabul etmiş ve korumuştur. Buna göre herkes malını
istediği gibi kullanma hakkına sahiptir. Ancak mülkiyet hakkı, başkasının
hakkına dokunursa, kullanımı sınırlandırılır. Mülkiyet hakkını kullanırken, komşuların mallarına zarar verilemez. Mesela, bir kimse malı üzerinde mülkiyet hakkını kullanırken, komşu binanın zayıflamasına veya
yıkılmasına yol açamaz. Mülkiyet hakkı, kamu yararı sebebi ile devlet tarafından da sınırlandırılabilir. Bazı bina ve araziler kamu yararı sebebi ile
21 Hucurat, 12.
22 Nur 27-29.
İslam’da İnsan Hakları [Demir] 533
kamulaştırılabilir. Komşuluk hukukundan başka, şuf ’a ve irtifak hakları
sebebi ile de mülkiyet hakkı kısıtlanabilir.23
Ekonomik haklardan birisi de çalışma hakkıdır. İslamiyet çalışma
hakkı çerçevesinde herkesin meşru dairede istediği işte çalışmasına imkan
vermiştir. Kişinin alın teri ile elde ettiği kazanca kimse müdahale edemez.
Tasarruf ve teşebbüs özgürlüğü herkese tanınmıştır. Özel teşebbüs esas
olmakla birlikte, sosyal adaleti sağlayacak tedbirlerin de alınması gerekir.
Herkes meşru dairede her türlü işi ve ticareti yapma hakkına sahiptir.
Devlet özel teşebbüsü artıracak, sosyal adaleti sağlayacak, çalışma hürriyetini temin edecek her türlü imkanı hazırlar. Bunun için devlet yolların
güvenliğini sağlar. Soyulan tüccar ve vatandaşların zararlarını tazmin
eder.24 Böylece vatandaşın çalışma hak ve özgürlüğünü tam manası ile
kullanmasını sağlamış olur.
Sonuç
Geçen yüzyılda bir taraftan çok büyük insan hakları ihlalleri olurken,
diğer taraftan da çok önemli insan hakları gelişmeleri yaşanmıştır. Belli
başlı insan hakları metinleri geçen yüzyılda kabul edilmiştir. İçinde bulunduğumuz yüzyılda da insan hakları ihlalleri yaşanmaya devam etmekte,
dolayısıyla insan hakları önemini korumaktadır. İnsan haklarının en fazla
yaşandığı ülkeler ise maalesef İslam ülkeleridir. Bu açıdan Müslümanlar
olarak insan haklarına çok daha fazla önem vermemiz gerekmektedir