pub-6450042492155979 google.com, pub-6450042492155979, DIRECT, f08c47fec0942fa0 TİMURTAŞ HOCA VAAZLARI: KADIN
KADIN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KADIN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mart 2021 Pazar

498-) TİMURTAŞ HOCA İSLAMDA KADIN VE ERKEK



498-) TİMURTAŞ HOCA İSLAMDA KADIN VE ERKEK

Kadına yapılan ve hala yapılmaya devam eden birçok haksızlığın olduğunu inkâr etmemiz ya da görmemezlikten gelmemiz mümkün değildir. Ancak bu sorunları belirli kalıplarda irdelemek, meselenin sosyal boyutunu ve her iki tarafında(kadın-erkek) yaratılış özelliklerini ele almadan çözüm aramak doğru değil. Yanlışlık başka bir yanlışlıkla çözülmez. Haksızlığa uğrayan, yıllarca, ezilen itilen kakılan kadınlara yardımcı olayım, haklarını koruyayım, özgürleştireyim derken farkında olmadan haksızlık etmiş ve onları köleleştirmiş oluyoruz. Bazı kanunlarla, pozitif ayrımcılık adı altında ailenin başka bir dengesini bozmuş, erkeklerin ve çocukların mağduriyetlerine de sebep olmuş oluyoruz.

Hele-hele erkek olsun kadın olsun yapılan yanlışlıkların faturasını İslam’a çıkarmaktan daha cahilce bir tutum olamaz. İlle de bir günah keçisi bulmak gerekiyorsa bunu beşeri sistemlerde aramalı. Yoksa Allah, yarattığı insanı en iyi bildiğinden, fıtratlarına ve yaratılışlarına en uygun ve en mükemmel din olan İslam’ı göndermiştir. Kadın ve erkeği yaratıp eşler olarak var etmesi huzurlu olmanın bir vesilesi olarak saymıştır. Huzur ise herkesi aynı yarışta koşturmakla sağlanamaz. Bir ayetinde şöyle buyuruyor Yüce Allah:

“Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun( varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır”(Rum,21)

Eşitlik sözünün cazibesinden midir nedir her zaman insanın kulağına hoş gelir. Lakin kulağa hoş gelen her şey hoş olmaya bilir. Her eşitlikte adil olmayabilir. Adaletin olmadığı yerde de zulüm vardır. Bu nedenle eşitlik kavramından ziyade “Adalet” kavramını kullanmamız gerekir. Mesela Allah, gücü yetmeyen birisine zekât vermeyi, kurban kesmeyi emretmemiştir, aklı olmayanı emirlerinden sorumlu tutmamıştır. Şimdi bunlar bazı emirlerden muaf diye kendilerine-hâşâ- haksızlık mı edilmiş olunuyor. Hâlbuki merhametin ve adaletin gereği budur.

Kadın ve erkeğin eşitliğini ateşli bir şekilde savunanlara soruyorum! Acaba eşitlik, kadının her işte çalışması mı demektir. Mesela kadını inşaat işinde çalıştırmaya, eşitlik anlayışıyla eşi zorlasa kadına iyilik mi edilmiş olunur. Erkek evinin geçiminden birinci derecede sorumlu olduğundan erkeğe haksızlık mı söz konusudur. Ya da bir an roller değişse erkek çocuklara baksa, evin işleriyle ilgilense, kadında evin geçimiyle uğraşsa erkeğe mi, yoksa kadına mı haksızlık söz konusudur. Bütün bunları iyice düşünmek gerek. Beylik cümlelerle, emri vakilere bu işler olmaz. Eğer kadınlara iyilik etmek istiyorsanız onların istidadı ve kabiliyetine yani yaratılış hamuruna bakmanız gerekir. Görevler ve sorumluluklar belli olduktan İslam’a uygun olmak şartıyla, kadının evine katkıda bulunmak için çalışması ilim tahsilini yapması birçok önemli görevlerde yer alması; erkeğinde asli görevlerinin yanında ev işlerinde eşine yardımcı olmasının hiçbir mahsuru yoktur. Her konuda olduğu gibi hususta da Peygamberimiz en

güzel örnektir. Onun dönemine baktığımız zaman kadın bizzat sosyal hayatın içindeydi. Lakin biz vur derken öldürüyoruz, yapalım derken yıkıyoruz. Bugün en önemli problemlerin başında ifrat ve tefrit hususunda dizginleyemediğimiz bir eşitlik ve özgürlük anlayışının hâkim olmasıdır. Bu anlayış nedeniyle bugün roller karışmış, fıtrata müdahale söz konusu olduğundan huzur kalmamış ailelerde. Evlenmek için sıraya girenler birkaç ay sonra boşanmak için adliyenin kapısını aşındırıyorlar. Kadın “ben özgürüm” diyor her şeyi meşru sayıyor. Erkek “güç bende, o zaman ben haklıyım” deyip zulmediyor kadına. Kadını korumak adına onun beyanını esas alan mahkeme erkeği apar topar evinden kovuyor. Yıllarca verilen nafaka mağduru erkekler bunalıma giriyor. Cinnet geçiren, hanımını sokak ortasında katleden erkeklerin haberini duyuyoruz? Eşinden ayrılan erkekler ve kadınlar ancak icra yoluyla çocuklarını görebiliyorlar.

Evet, batılı altın tepside bize medeniyet denilen illeti, özgürlük adı altında zilleti enjekte etti. Kadını daha da köleleştirdi. Erkeği mağdur ve mazlum durumuna düşürdü. Adeta cahiliye döneminin medeniyet adı altında son versiyonunu yaşıyoruz. Cahiliye toplumunda kadın insan yerine konmaz, mal gibi alınır satılır, köle gibi çalıştırılır, Kullanılır bir paçavra gibi bir köşeye atılırdı. Bugün eşitlik adı altında kadını bir vitrin malzemesi olarak kullanan medeniyetin müntesipleri şimdi size soruyorum: Kadını bu şekilde mi özgürleştirmiş oluyorsunuz. Sonuna kadar soyundurarak onu daha eşit bir hale mi sokmuş sayıyorsunuz. Kadının cazibesini reklamın vazgeçilmez malzemesi olarak kullananlar ondan nemalanmaya çalışırken nasıl olurda kadın haklarından dem vurabilirler.

Kadını korumak onun değerlerini muhafaza etmekle olur. Onu sözde değil, özde baş tacı etmekle olur. İslam dini kadına ana gibi en yüksek mertebeyi vermiştir. "cennet anaların ayakları altındadır" sözü peygamberimizin değil de batılı bir bilim adamının ağzından çıkmış olsaydı o sözün kitabını basar okullarda kutulardı herhalde "sizin en hayırlınız hanımlarına karşı iyi davrananızdır hadis-i şerifi feminist geçinenlere ne ifade ediyor. Hanımları hususunda Allahtan korkun, onlar hassastır, hemen kırılabilir; kırmayın dikkat edin. Onların iyi taraflarını görün. Onlara fırsat verin, Onlar emanettir, gibi birçok tembihlerle erkekleri uyaran İslam kadar kadını koruyan hiç bir beşeri sistem yoktur. Erkek çoğu şeyden sorumlu olduğuna göre yetkili olması, kendisine meşru hususlarda itaat edilmesi kadar doğal bir şey olamaz. İslam’da Allah’a ibadet ve itaat etmede, kulluk görevlerini yerine getirmede kadın erkek eşittir. Her ikisi de dünyayı imar ve ıslah etmek için gönderilmiştir. Dünyayı huzur ve saadet yurdu haline getirmek için kadın ve erkeği birbirinden farklı ve üstün görmek yerine biri birini tamamlayan bir bütün olarak algılamalı en üstün olmayı Allah’tan en fazla korkmakla mümkün olacağını bilmeliyiz. Allah korkusu insanın kalbinde olursa o insan hiç kimseye zulmetmez. Herkese hakkını verir. Görev ve sorumluluğunu bilir. Kimseyi ezmez, kimseyi üzmez. Kimseden kendini üstün görmez, görev ve yetkisini iyice, adaletle yerine getirir. Kadınların ve çocukların kendisine emanet olduğu bilinciyle hareket eder. Harama göz dikmez, helalini memnun etmenin telaşını yaşar. İsraf etmez, kem gözlere zemin hazırlamaz.



17 Mart 2021 Çarşamba

465-) TİMURTAŞ HOCA İMAN ÖRTÜ NAMAZ KADIN



465-) TİMURTAŞ HOCA İMAN ÖRTÜ NAMAZ KADIN

Sözlükte “örtmek” anlamındaki setr ile “vücudun gösterilmemesi gereken mahrem yerleri” mânasındaki avret kelimelerinden oluşan setr-i avret fıkıh terimi olarak namazda ve namaz dışında gereken yerlerin örtülmesini ifade eder. Setr ve avret kelimelerinin türevlerinin birlikte kullanımı hadislerde yaygın olup bu tabir belirtilen sözlük anlamı yanında mecazen “başkasının ayıbını veya hatasını görmezden gelme” mânasında da kullanılmış ve bu davranış ilâhî mükâfata lâyık davranışlardan sayılmıştır (Wensinck, el-Muʿcem, “str”, “ʿavr” md.leri).
“Her secde edişinizde güzel elbiselerinizi giyin” meâlindeki âyetin (el-A‘râf 7/31) Kâbe’yi avret yerleri açık halde tavaf eden Araplar hakkında nâzil olduğu ve bu âyetle tavaf ve namaz gibi ibadetlerin ifası sırasında öncelikle avret yerlerinin örtülmesinin emredildiği başta İbn Abbas olmak üzere birçok müfessir tarafından bildirilir (Taberî, VIII, 159-162). Hz. Peygamber, değişik vesilelerle erkek ve kadının avret sayılan ve örtülmesi gereken yerleri hakkında açıklamalar yapmıştır (bk. AVRET). Avretin namazda örtülmesinin gerekliliğini ifade eden deliller arasında, “Bulûğa ermiş kadının başörtüsüz kıldığı namaz kabul edilmez” meâlindeki hadis zikredilebilir (Tirmizî, “Ṣalât”, 160).

Namazda örtülmesi gereken yerlerle ilgili asgari ölçüler Hanefî mezhebinde erkek için göbek ile diz kapakları arası (göbek hariç, diz kapakları dahil), kadın için eller, ayaklar ve yüz hariç bütün vücut; Şâfiî ve Hanbelî mezheplerinde erkek için göbekle diz kapakları arası (göbek ve diz kapakları hariç), kadın için eller ve yüz hariç (Ahmed b. Hanbel’den nakledilen bir rivayete göre yalnız yüz dışında) bütün vücut şeklinde belirlenmiştir. Mâlik’e göre erkeğin göbek ve diz kapağı arası avret olmakla beraber, mezhepte yapılan ve örtmede öncelik derecesini belirten avret-i mugalleza - avret-i muhaffefe ayırımına göre namazda örtülmesi zaruri olan yerler mugalleza olan kısım yani tenasül organları ve makattır. Kadının da eller ve yüz hariç bütün vücudu avret sayılmakla birlikte belirtilen ayırıma göre göğüs ve sırtın göğüs hizasına düşen bölümü, baş, boyun, kollar ve dizden aşağısı muhaffefe, bunların dışında kalan yerler mugallezadır. Mâlikî mezhebinde dinî bir hüküm şeklinde muhaffefe kısmı dahil olmak üzere avret yerlerinin örtülmesi farz olarak nitelendirilmekle beraber bir görüşe göre setr-i avret namazın farzlarından, diğer bir görüşe göre sünnetlerinden, tercih edilen görüşe göre ise şartlarından sayılmıştır. Dolayısıyla sünnet nitelemesi yapan yaklaşıma göre muhaffefe kısmının açık olması durumunda namaz bâtıl olmasa da genel anlamıyla örtme vecîbesi ihlâl edilmiş ve günah işlenmiş olur. Giyilen şeyin vücudun rengini göstermeyecek biçimde olması gerekir. Vücut hatlarını belli eden elbise ile kılınan namaz -mekruh olmakla birlikte- geçerlidir. Erkeğin ipekli elbise giymesi gibi dinen yasak kıyafetle kılınan namaz, Hanefî ve Şâfiî mezhebine göre tahrîmen mekruh ve Mâlikî mezhebine göre haram olmakla birlikte geçerlidir. Hanbelî mezhebine göre ise bu namaz geçersizdir.

Namaz kılarken avret mahallinin kişinin iradesi dışında âniden açılması halinde Hanefîler’e göre örtülmesi gereken organ dörtte bir miktarında açılmışsa ve bir rükün eda edebilecek (“sübhânellāhi’l-azîm” diyebilecek) kadar bir süre açık kalırsa namaz bozulur; kendi iradesiyle açılması halinde ise hemen bozulur. Şâfiî ve Hanbelîler’e göre hemen kapatılırsa ve açık kalan süre bakımından kusurlu sayılmazsa namazı bozulmaz. Mâlikîler’e göre avret yerlerinin mugalleza olan kısmı açılırsa namazı bozulur; muhaffefe olan kısmı açılırsa -mekruh olmakla beraber- namazı bozulmaz; vakti içinde (öğle ve ikindiyi güneşin sararmasına kadar, akşam ve yatsıyı gece boyunca, sabahı güneş doğuncaya kadar) yeniden kılması müstehaptır. Zaruret halinde olup avret yerlerini kısmen veya tamamen örtecek elbise bulamayan kişi namazını kılar ve bu namaz sahih olur. Hanefî ve Hanbelîler’e göre bu halde efdal olan namazın oturarak ve ima ile kılınmasıdır.