pub-6450042492155979 google.com, pub-6450042492155979, DIRECT, f08c47fec0942fa0 TİMURTAŞ HOCA VAAZLARI: KAVRAMLARI
KAVRAMLARI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KAVRAMLARI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Mart 2021 Salı

462-) TİMURTAŞ HOCA İMAN VE İSLAM KAVRAMLARI

 




462-) İMAN VE İSLAM KAVRAMLARI
İman-İslam Kavramlarının Farklılığı
İman ve islam sözcüklerinin hem kelime anlamı olarak farklılık arzetmesi
hem de birçok ayet ve hadislerde birbirinden farklı anlamlarda kullanılması,
düşünce sisteminde vahye öncelik veren itikadi mezhepleri bu kavramların özdeş
olmadığı fikrine yöneltmiştir. Özellikle Hucurât 49/14’te kalplerine henüz iman
girmediği gerekçesiyle iman iddiaları reddedilen bedevilere teslim olduklarını
ifade etmelerinin önerilmesi ve hadislerde iman ve islamın esasları olarak farklı
ilkelerin beyan edilmesi bu fikri desteklemiştir.
İman ve islam kavramlarının farklılığını savunanların söz konusu
kavramların kendi aralarındaki ilişkinin mahiyetini imanın tanımında amele yer
verip-vermemeleri belirlemektedir. Ameli imanın bir cüzü olarak kabul edenler
önceliği imana vererek imanı, amel; islam’ı ise kalbî tasdikle beraber yapılan ikrar
olarak tanımlarlar.43 “İslam zahirde, iman ise kalptedir.”44 rivayeti bu tanımı
doğrular mahiyettedir. Bu tanıma bağlı olarak imanda istisna ve artma/eksilme


43 Ahmed b. Hanbel, Ahmed b. Muhammed b. Hanbel eş-Şeybâni, Kitabu’s-Sünne, Riyad 1996, s.
311, 335, 351; İbn Mende, Kitabu’l-İman, c. 1, s. 311-318; Kâdî Ebu Ya’lâ, Muhammed b.
Hüseyin b. Muhammed, Mesâilu’l-İman, Riyad 1410, s. 421-429; İbn Teymiyye, Ahmed b.
Abdulhalim b. Abdusselam Takıyyeddin, Mecmeu’l-Fetava, Kahire 1997, c. 7, s. 257.
44 Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 134.
Yrd. Doç. Dr. Hilmi Karaağaç
Gümüşhane Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 2012/2, c. 1, sayı: 2
112
mümkün iken, islam’da ise istisna ve artma/eksilme mümkün değildir.45 İmanı
sadece kalbî bir tasdik olarak kabul ederek onda amele yer vermeyenlere göre ise
öncelik islam’da olup, iman diğer esaslar gibi islam’ın esaslarından birisi, belki de
en önemlisidir. İslam’ın üzerine kurulduğu beş esası açıklayan hadislerde iman,
ibadetlerle birlikte islam’ın esaslardan birisi olarak kabul edilmiştir.46
İman tanımı içerisine ameli dahil eden Selefiyye, islam’ı ikrar olarak
tanımladığından iman ile islam’ı iki ayrı kavram olarak kabul eder. Ahmed b.
Hanbel’e göre iman, islam’dan farklı bir şeydir. İslam söz iken, iman ameldir. O,
bu görüşünü “Zina eden, mümin olarak zina etmez, hırsızlık yapan, mümin olarak
hırsızlık yapmaz, içki içen, mümin olarak içki içmez.” hadisi ile
delillendirmektedir.
47
İman ve islam’ı tanımlayan Cibril hadisi, bu kavramların farklılığını
savunanların en önemli argümanlarındandır. Hadis’e göre iman, Allah’a,
meleklerine, kitaplarına, resullerine, ahiret gününe, hayır ve şerriyle kadere
inanmak olarak; islam ise, Allah’tan başka ilah olmadığına ve Hz. Muhammed’in
O’nun kulu ve resulü olduğuna şehadet getirmek, namaz kılmak, oruç tutmak,
zekât vermek ve hacca gitmek olarak tanımlanmıştır.
48 Rivayette, Cebrail’in iman
ve islama yönelik sorularına verilen cevapların farklılık arz etmesi, söz konusu iki
kavramın birbirinden farklı ıstılahlar olduğunu ortaya koymaktadır.
İman ile islam kavramının özdeşliğini savunanların bu düşüncelerine delil
olarak ileri sürdükleri “Orada müminlerden kim varsa çıkardık. Zaten orada bir ev
(halkın)dan başka Müslüman da bulamadık.”
49 mealindeki ayet, İbn Teymiyye’ye
göre, bu düşüncelerini desteklemekten uzaktır. Aksine mezkûr ayet iman ile islam
kavramlarının farklılığını vurgulamaktadır. Zira Hz. Lut’un eşi görünüşte
kocasının dinine bağlı olup onun tarafında yer alır gibi davranıyor idi ise de,
aslında kabilesinin yanında ve onların dinine bağlı idi. Müminlerden olmadığı için
şehirden çıkarılıp kurtulanlardan değildi. Yani “Orada müminlerden kim varsa
çıkardık.” ayetinin kapsamına girmiyordu. Ancak Müslüman bir aileye mensup
olduğu için müteakip ayetteki “Zaten orada bir ev (halkın)dan başka Müslüman da
bulamadık.” ilahi ifadesindeki Müslüman olma vasfını taşımaktadır. Sonuç
itibariyle ayet ‘müslim’ ile ‘mümin’i birbirinden farklı göstermiştir.50
İmam Eş’ari’ye göre iman, kalbî tasdiktir. İslam ise hükme boyun eğmek,
emre tabi olmak ve teslim olmaktır. İslam, imandan daha geniş olup imanı
kuşatmaktadır.
51 Bu anlamda kişi her ne kadar Müslüman olsa da onun bu durumu
bir tasdikin sonucu “teslim olma” olmayabilir. İtaat ederek boyun eğenin itaat
ettiği şeyin doğruluğunu tasdik etmesi ya da etmemesi mümkündür. Kişinin


45 Kâdî Ebu Ya’lâ, Mesâilu’l-İman, s. 428-429.
46 Buhârî, İman, c. 1, s. 8; Müslim, İman, c. 1, s. 45.
47 Ahmed b. Hanbel, Kitabu’s-Sünne, s. 342, 352.
48 Buhârî, İman, c. 1, s. 18; Müslim, İman, c. 1, s. 36, 37; Tirmizi, İman, c. 5, s. 6-7; Nesâ’i, İman,
c. 8, s. 97-103; İbn Mende, Kitabu’l-İman, c. 1, s. 118, 312.
49 Zâriyât 51/35-36.
50 İbn Teymiyye, Mecmeu’l-Fetava, c. 7, s. 291-292.
51 el-Eş’ari, Ebu’l-Hasan Ali b. İsmail, el-İbane an Usûli’d-Diyâne, Beyrut ty., s. 10.
İtikâdî Mezheplerde İman-İslam İlişkisi
Gümüşhane Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 2012/2, c. 1, sayı: 2
113
islam’ı kabul etmesi, tasdik ve iman ile olmasa da o kişi Müslim adını alır. İman
ise daha özeldir ve zorunlu olarak islam’ı kabul etmeyi gerektirir. Bunun için her
mümin aynı zamanda müslimdir. Fakat her müslim, mümin değildir.52
Bakıllani’ye göre islam, teslim olmak ve itaat etmektir. İnsanın rabbinin
emirlerini kabul ederek onlara uyması ve O’nun için yaptığı her taat fiili, islamdır.
Kalbî tasdik anlamındaki iman ise islamın hasletlerinden sadece bir tanesidir.
Ayetlerle de sabit olduğu üzere53 iman, islam değildir.54
Râfizilere göre iman, Allah’ı, elçisini, imamı ve onlardan gelen her şeyi
bilmek ve ikrar etmektir. Bunları bilen ve ikrar eden hem Müslüman hem de
mümindir. Ancak ikrar etmekle birlikte haklarında bilgi sahibi olmayanlar
Müslüman olmakla birlikte mümin değildirler.
55 Görüldüğü üzere iman ve islam
kavramlarının farklılığını benimseyen Rafizilerin, bu ayırımda temel kriterleri
bilgi sahibi olmaktır. Ancak tasdik içermeyen bilginin iman olması mümkün
değildir. Bilgi kişiyi imana sevk eden araçların başında gelmekle birlikte tek
başına iman olamaz. Zira, Ehl-i kitap Hz. Peygamber’i kendi çocukları gibi
bilmelerine rağmen56, bu bilgileri onları tasdike sevk etmediği için iman sahibi
olarak kabul edilmemişlerdir. Bu sebeple bilgiyi, mümin ile Müslüman arasındaki
farkın dayanağı olarak kabul etmek doğru değildir.
İman ile islam kavramlarının hem lügat açısından hem de muhteva
açısından farklı olduğunu savunanlar bu kavramların kendi aralarında birbirlerine
üstünlükleri noktasında ihtilaf etmişlerdir. Bazıları imanın islam’dan daha üstün
ve kapsayıcı olduğunu savunurken, diğerlerine göre ise islam, imandan daha
üstündür.
2.1. İman, İslam’dan Üstündür
İmanın, islam’dan üstünlüğü konusunda başlıca iki delil ileri sürülmüştür.
Bunlardan ilki, Hucurât 49/14 ayetinde iman iddiasında bulunan bedevilerin bu
iddialarının reddedilerek islam olduklarını ifade etmelerinin belirtilmesidir. Diğeri
ise Hz. Peygamberin bir uygulamasıdır. Sa‘d b. Ebi Vakkas’ın (55/764)
anlattığına göre Resulullah’a bir grup insan gelerek ganimetten pay istediler. O,
birisi hariç gelenlerin hepsine verdi. Bunun üzerine Sa‘d: “Ey Allah’ın Resulü!
Onların hepsine verdin, sadece birini ayırdın. Allah’a yemin ederim ki o,
mümindir.” deyince Resulullah, “Hayır o Müslümandır.”, cevabını verdi.
57 Bu
hadiste mümin ganimette hak sahibi iken, Müslümanın aynı hakka sahip
olmaması, imanın islama üstünlüğünü açıkça göstermektedir.


52 el-Bâkıllânî, Kâdî Ebu Bekir Muhammed b. et-Tayyib, Kitabu’t-Temhidu’l-Evâil ve Telhisu’dDelâil, Beyrut 1987, s. 392.
53 Hucurât 49/14.
54 el-Bâkıllânî, et-Temhid, s. 392.
55 Eş’ari, Makalatu’l-İslamiyyin ve İhtilâfu’l-Musallin, Beyrut 1995, c. 1, s. 125.
56 Bakara 2/146.
57 Buhârî, İman, c. 1, s. 12; Müslim, İman, c. 1, s. 132; Nesâi, İman, c. 8, s. 103-104; İbn Ebi
Şeybe, Kitabu’l-İman, s. 24; İbn Mende, Kitabu’l-İman, c. 1, s. 316.
Yrd. Doç. Dr. Hilmi Karaağaç
Gümüşhane Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 2012/2, c. 1, sayı: 2
114
İbni Teymiyye’ye göre Cibril hadisinde de belirtildiği üzere dinin ihsan,
iman ve islam olmak üzere üç derecesi vardır. Bunların en yücesi ihsan, ortası
iman, bidayette ise islam gelir. Her muhsin mümindir, fakat her mümin muhsin
değildir. Aynı şekilde her mümin Müslüman iken, her Müslüman da mümin
değildir. Bu anlamda iman, islam’dan daha yüksek ve şümullü bir kavramdır. Zira
islam, itaat fiilleri anlamına gelmektedir. İtaat fiilleri olarak amel, imana dahil
olduğu için iman, islam’ı kapsamaktadır. İslam, imanın bir bölümüdür.
58
Başlangıçta genel anlamda imanın hakikatlerini bilmeden islamı kabul
etme söz konusu olduğu için islama girme hususunda herkes eşit iken aynı durum
iman için geçerli değildir. Zira iman umûmî, islam ise hususidir. İman bir daire
olarak kabul edildiğinde, islam onun içerisinde daha küçük bir dairedir. Yani
islam, iman’ın bir bölümüdür. İman; tasdik, ikrar ve ameldir. Bu sebeple itaat
fiilleri anlamına gelen islam, imanın sadece ameli yönünü ifade eder.
İbni Teymiyye, semantik teorisinden yola çıkarak iman ve islam
kavramlarının ayet ve hadislerde farklı anlamlarda kullanılmasını açıklamaya
çalışır. Bu teoriye göre bir terimin tek başına mutlak kullanımı ile başka terimlerle
bağlantılı bir şekilde kullanılmasında -kendileriyle kastedilen anlam bakımındanfarklılıklar vardır. Benzer şekilde iman terimi de ayet ve hadislerde bazen tek
başına,
59 bazen de islam60 ve salih amellerle61 bağlantılı olarak kullanılmıştır. Bu
kullanımların ilkinde yani iman, herhangi bir sınırlama olmaksızın mutlak bir
şekilde kullanıldığında, kelime doğal ve en geniş anlamında anlaşılmalıdır. Bu
kullanım tarzıyla iman tanımının içine islam ve salih amellerin tamamı girer. Bu
anlamda iman, kalbî tasdikle birlikte bu tasdikin gereklerine uygun hareket etmeyi
kapsamaktadır. İmanın şubelerine ilişkin hadisler,
62 imanın bu kullanımının en
güzel örneğini teşkil etmektedir. İman ve islam birlikte kullanıldığında ise bu
kavramların anlam sahası sınırlanmaktadır. Bu kullanımda iman; Allah’a,
meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve ahiret gününe kalben inanmak iken,
islam zahirî ameller olarak; Allah’ın birliğine ve Hz. Muhammed’in risaletine
şehadet, namaz, zekât, oruç ve hac’tır. “İslam zahirde, iman ise kalptedir.”63 hadisi
bu ikinci tarz kullanımı açıklar mahiyettedir.64 Sonuç itibariyle İbn Teymiyye’ye
göre tüm kullanım şekillerinde iman ve islam kavramları birbirinden farklı
anlamlar taşımakla birlikte herhangi bir sınırlama olmaksızın kullanıldığında
iman, islamı kapsamaktadır.
Genel anlamda kullanıldığında kalbî tasdik, ikrar ve amel anlamına gelen
iman, hem yeni dine teslim olmak anlamında hem de imanın zahirî tezahürü


58 İbn Teymiyye, Mecmeu’l-Fetava, c. 7, s. 8.
59 Ahzâb 33/35.
60 Hucurât 49/14; Zâriyât 51/35-36.
61 Bakara 2/277.
62 ‘İmân yetmiş küsur veya altmış küsur şubedir. Bunların efdali ‘La ilahe illallah’ demek, ednası
ise yoldan zahmet verecek şeyi gidermektir. Hâyâ da imanın bir şubesidir’. Hadisin farklı
varyantları için bak. Buhârî, İman, c.1, s. 8; Müslim, İman, c. 1, s. 63; Tirmizi, İman, c. 5, s. 10;
İbn Mace, Mukaddime, c. 1, s. 22; Ebu Davud, Sünnet, c. 5, s. 56; Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.
2, s. 414, 445; Nesai, İman, c. 8, s. 110.
63 Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 134.
64 İbn Teymiye, Mecmeu’l-Fetava, c. 7, s. 13-14, 103-105.
İtikâdî Mezheplerde İman-İslam İlişkisi
Gümüşhane Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 2012/2, c. 1, sayı: 2
115
anlamında islamdan daha kapsamlı ve umumidir. Çünkü, iman olmaksızın islamın
varlığı mümkündür. Fakat aksi durum söz konusu olamaz. Zira iman bulunduğu
sürece bu imanın pratik boyutu olan islam da zorunlu olarak vardır. İmanın
olduğu yerde islamın olmaması muhal ve çelişkidir.
2.2. İslam, İman’dan Üstündür
İmanın kalpte, islamın ise fiiliyatta olduğu inancı bu iki kavramın
farklılığını savunan bir grubu, islam’ın daha üstün ve umumi olduğu düşüncesine
sevk etmiştir. Kalbî olması nedeniyle sadece Allah tarafından bilinen iman,
özelken; davranışlarla kendini gösteren islam ise daha geneldir. İmanı; marifet,
ikrar ve amel olarak tanımlayan Hammad b. Zeyd, imana hususi, islam’a ise
umumi bir içerik yükleyerek bu iki kavramın arasını ayırmaktadır. Bu durum
rivayetlerde iç içe geçmiş iki daire ile anlatılmıştır. İslam geniş bir daire iken
iman, bu dairenin içerisinde daha küçük bir dairedir. “Zani, mümin olarak zina
etmez, hırsız, mümin olarak hırsızlık yapmaz, içki içen, mümin olarak içmez.”65
hadisi bu düşünceyi destekler mahiyette yorumlanmaktadır. Buna göre kişi bu
fiilleri işlediği zaman iman dairesinden çıkarak islam dairesine geçiş
yapmaktadır.66
Eşari’ye göre islam, imandan daha geniş ve kapsamlı olduğu için ihtiva
ettiği bütün esaslarıyla islam, iman değildir.67 Yani islam, imana ilaveten başka
şeyleri de ihtiva eder. Bakıllani’ye göre islam, iradeyi terk, inkiyad ve teslim olma
demektir. Yani kişinin Rabbine teslim olduğu ve emrine uygun olarak yerine
getirdiği her taat islam’dır. Kalbî tasdik olan iman ise islam’ın yalnızca temel
öğelerinden biridir. İman, islam’ın esaslarından birisi olduğu için islam, imanı
ihtiva etmektedir.
68
İslam kavramı, imanı kapsadığı için her Müslüman zaruri olarak
mümindir. Müslüman olmak için öncelikle mümin olmak gereklidir. Ancak her
mümin zorunlu olarak Müslüman değildir. Müslüman olabilmek için imana ilave
olarak başka özelliklerinde bulunması gerekir. Mesela ibadet görevlerini yerine
getirmeksizin sadece inanan kişi mümin olmakla birlikte Müslüman sıfatına layık
değildir.
69 Ancak bir anlamda iman, kalbin teslimiyeti demektir. Bu anlamdaki bir
iman sahibi zahirî amellerde bulunmamış olsa bile kalbin fiilleriyle Allah’a itaat
etmiş sayılacağından hem mümin hem de Müslümandır.
Gazzali’ye göre dinî terminolojide iman ve islam kavramlarının üç farklı
şekilde kullanımı söz konusudur:


65 Buhârî, Mezalim, c. 3, s. 107, Eşribe, c. 6, s. 241, Hudud, c. 8, s. 13, 15; Müslim, İman, c. 1, s.
76-77; Tirmizi, İman, c. 5, s. 15; Darimi, Eşribe, c. 2, s. 439; Nesâi, Eşribe, c. 8, s. 313; Ahmed
b.Hanbel, Müsned, c. 2, s. 317; c. 6, s. 139.
66 Ahmed b. Hanbel, Kitabu’s-Sünne, s. 311, 342, 352.
67 Eş’ari, el-İbâne, s. 10.
68 Bakıllâni, et-Temhid, s. 392.
69 Izutsu, İslam Düşüncesinde İman Kavramı, s. 80.
Yrd. Doç. Dr. Hilmi Karaağaç
Gümüşhane Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 2012/2, c. 1, sayı: 2
116
a. Aynı anlamı ifade etmek üzere eş anlamlı olarak kullanımı: “Orada
müminlerden kim varsa çıkardık. Zaten orada bir ev (halkın)dan başka Müslüman
da bulamadık.”70 ve “Musa dedi ki: “Ey kavmim, eğer Allah’a inandıysanız,
gerçekten Müslüman insanlar iseniz, O’na dayanın.”71 ayetlerinde iman ve islam
kelimeleri aynı anlamı ifade etmektedirler.
b. Zıt anlamlı kullanımı: “Bedeviler, ‘İman ettik.’ dediler. De ki: “Siz
iman etmediniz, fakat “İslam olduk” deyin. İman sizin kalplerinize henüz
girmedi.”
72 ayetinde imandan kalbî tasdik murat edildiği için, iman iddiasında
bulunan bedevilere, zahirde teslim olmaları dikkate alınarak “teslimiyet
gösterdik.” demeleri tavsiye edilmiştir.
c. Ayrı anlamları ifade etmek üzere iç içe (mütedâhil) kullanımı: Gazzali,
bu tür kullanım için hadislerden delil getirmektedir. “Hz. Peygamber’e soruldu:
“Hangi amel daha üstündür?” “İslam”, dedi. Sonra, “Hangi islam üstündür?” diye
soruldu. “İman”, diye cevap verdi.” Burada iman ve islam kavramları farklı
anlamlarda kullanılmakla birlikle islam, imanı kapsayacak şekilde kullanılmıştır.73
Gazzali’ye göre bu üç farklı kullanımdan iman ve islam kavramlarının
lügat anlamlarına en uygun seçenek üçüncüsü, yani islam’ın imanı kapsayacak
şekilde kullanılmasıdır. Zira sözlük anlamı itibarıyla iman, sadece kalp ile yapılan
tasdikten ibarettir. İslam ise inat ve yüz çevirmeyi terk ederek kalp, lisan ve
amelle yani hem zahiri hem de batıni olarak teslimiyet ve boyun eğmedir. İman
hususi iken, bütün teslimiyet türlerini kapsaması bakımından islam, umûmidir.
Ancak iman, islam’ın en şerefli cüzüdür. Buna göre kalbî tasdik anlamında iman
mevcut ise bu tasdikin meyvesi ve sonucu olarak teslimiyet yani islam da
mevcuttur. Fakat teslimiyet olduğunda her zaman tasdik mevcut olmayabilir.
74
İman ve islam kavramlarının farklılığını kabul etmekle birlikte imanın
sadece kalbî tasdik olarak kabul edilmesi ve amellerin imana dahil edilmemesi
düşüncesi zorunlu olarak islamın imandan daha üstün olduğu ve imanı kapsadığı
düşüncesini ortaya çıkarmıştır. Çünkü iman sadece kalbin tasdiki iken İslam, hem
batıni hem de zahiri olarak teslimiyet demektir. Bu anlamda iman, islamın
esaslarından bir tanesidir ve islamın imandan başka esasları da vardır. Ancak
imansız itaat fiillerinin hiçbir anlamı olmayacağından İslam’ın üstünlüğü içerdiği
imandan kaynaklanmaktadır. Allah katında gerçek Müslüman, amelsiz müminden
daha üstündür. Diğer yandan dünya hayatında her Müslüman gerçek anlamda
mümin olmayabilir. Münafıklar, görünüşte Müslüman olmakla birlikte gerçekte
imandan çok küfre yakındırlar.
İleri sürülen deliller incelendiğinde bu yaklaşım farklılıklarının daha çok
hadislerden kaynaklandığı görülmektedir. Kur’an’da imanın esas olduğunda şüphe


70 Zâriyât 51/35-36.
71 Yûnus 10/84.
72 Hucurât 49/14.
73 Gazzali, Ebu Hâmid Muhammed b. Muhammed et-Tûsi, İhyâu ‘ulûmi’d-din, Kahire ty., c. 1, s.
115-116; Murat Sülün, Kur’an-ı Kerim Açısından İman-Amel İlişkisi, İstanbul 2005, s. 441.
74 Gazzali, İhyâ, c. l, s. 205.
İtikâdî Mezheplerde İman-İslam İlişkisi
Gümüşhane Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 2012/2, c. 1, sayı: 2
117
yoktur. Kur’an’a göre her mümin, Müslüman iken her Müslüman, mümin
olamayabilir.
Sonuç
İslam ve iman kavramlarının özdeş olup-olmaması meselesi, itikâdî
mezhepler nezdinde önemli tartışma konularından birisini oluşturmaktadır.
Mezkûr kavramların özdeşliğini savunanlar, kavram olarak farklı anlamları ihtiva
ettiklerini kabul etmekle birlikte pratikte aynı şeye delalet ettiğini iddia
etmektedirler. Yani bu iki kavram aynı şey olmamakla birlikte birbirinden çok
farklı da değillerdir. Ancak birbirlerinden öyle ayrılmazlardır ki biri olmadan
diğeri de olmaz. Onlar, bir şeyin içi ve dışı gibidir. Farklılığını savunanların temel
argümanını ise ayet ve hadislerde bu iki kavramın farklı anlamlarda kullanılması
oluşturmaktadır.
Konu hakkında itikadî mezheplerin sahip oldukları farklı fikirlerin en
önemli nedeni ayet ve hadislerde söz konusu kavramların farklı anlamlarda
kullanılmış olmasıdır. Öncelikle yaklaşık yirmi üç yıl süren vahiy sürecinde yeni
dini kabul edenlerin kabul gerekçeleri farklı farklı olmasına rağmen hepsi
Müslüman olarak kabul edilmişlerdir. Müslüman topluluğu içerisinde çoğunlukla
hakiki anlamda iman edenler olduğu gibi münafık olanlar ya da öldürülme
korkusu, ganimet elde etme arzusu veya Medine dönemindeki gibi güçlü/zengin
Müslüman toplumunun yanında olma gibi gerekçelerle teslim olanlar da
bulunmaktadır. Risaletin Mekke ve Medine dönemlerinde Müslümanların sosyal,
siyasi ve ekonomik durumlarının farklılık arzetmesinin doğurduğu bu gerekçeler,
kullanılan lafızlarla kastedilen anlamların farklılık arzetmesini doğurmuştur. Bu
süreçte iman ve islam kavramları bazen eş anlamlı, bazen zıt anlamlı, bazen de
biri diğerini kapsayacak şekilde iç içe kullanılmıştır.
Konu hakkında yapılan tartışmalarda iman ve islam kavramlarının birlikte
zikredildiği Hucurât 49/14 ayetine sıklıkla başvurulmaktadır. Bu kavramlardan ne
murat edildiğinin sağlıklı bir şekilde ortaya konulabilmesinde ayetin sebeb-i
nuzûlü bize yol gösterici mahiyettedir. Ayet ganimet arzusuyla İslama giren Beni
Esed b. Huzeyme kabilesi hakkında nazil olmuştur. Rivayet olunduğuna göre bu
kabile bir kıtlık senesinde yardım beklentisiyle Medine’ye gelerek iman ettiklerini
ifade etmişlerdir. Ancak, henüz kalplerinde iman gerçekleşmediği gerekçesiyle
“İman ettik.” ifadesinden men edilerek, “İslam olduk.”, yani “Muharebeyi terk
ederek silm’e girdik.” demeleri tavsiye edilmiştir. Çünkü iman, yalnız dil ile
ikrardan ibaret değil, yürekten sevgi ile bağlılık ve itminana yakın tasdiktir.75
Sebeb-i nuzûlde de görüldüğü üzere söz konusu olayda iman gerçekleşmemiş,
ancak yeni dinin otoritesini kabul etme anlamında islam’a girme meydana
gelmiştir.