pub-6450042492155979 google.com, pub-6450042492155979, DIRECT, f08c47fec0942fa0 TİMURTAŞ HOCA VAAZLARI: 453-)TİMURTAŞ HOCA İSLAM VE İNSAN

15 Mart 2021 Pazartesi

453-)TİMURTAŞ HOCA İSLAM VE İNSAN



453-)TİMURTAŞ HOCA İSLAM VE İNSAN
İslam insan haklarının özelliklerinden birisi zaman, mekan ve kişi
açısından evrensel nitelikte olmasıdır. Bu özellik İslam dininin evrenselliğinden kaynaklanmaktadır. İslam dini bütün insanların dini, Kur’an
bütün insanların kutsal kitabı, Hz. Peygamber (sav) de bütün insanların
peygamberidir. Dolayısıyla İslam dinine dayanan insan hak ve özgürlükleri de bütün insanlara hitap eden evrensel hak ve özgürlüklerdir.
İslami literatürde geniş anlamda kullanıldığında İslam kavramı,
bütün ilahi dinleri kapsar. Bu anlamda Hz. Adem’den Hz. Peygamber’e
(sav) kadar bütün peygamberlerin getirmiş oldukları ilahi hükümler,
İslam dini olarak kabul edilir. İnsanlık tarihi boyunca ilahi dinler, bozulana kadar hukuk ve adaletin hakim kılındığı dönemleri temsil etmiştir.
İslam’da insan hakları kavramına bu çerçeveden bakacak olursak, ilahi
dinlerin bozulmadığı dönemlerde insan hak ve özgürlükleri alanında
olumlu gelişmeler yaşanmıştır. Buna karşılık ilahi dinlerden uzaklaşıldığı
dönemlerde ise insan hakları ve özgürlükleri ciddi yaralar almıştır.
Esas itibarı ile Batı’da son bir iki asırda ortaya çıkmış olan insan
hakları kavramının İslam dünyasındaki karşılıkları farklıdır. İslam dünyasında insan hakları ile ilgili kavramlar hürriyet, ismet, kul hakkı, adalet,
nısfet, zulüm, zaruriyat vs.dir. Bunun dışında İslam dünyasında insan
hak ve özgürlükleri tikel olarak ele alınmış, bunların korunması gerektiği
temel metinlerde belirtilmiştir. Kadın hakları, çocuk hakları, köle hakları,
fakirlerin hakları, gayrimüslimlerin hakları bunlardan bazılarıdır.
Hanefilere göre insanlar sırf insan olmaları itibarı ile hak ve özgürlüklere sahiptir. “İsmet ademiyetledir” külli kaidesi bunu ifade etmektedir. Şafiiler ise insan haklarını iman ve emana dayandırmaktadır. “İsmet
iman ve eman iledir” külli kaidesi de Şafiilerin insan hakları anlayışlarını
göstermektedir.3
Beraat-ı asliye ilkesi de insan hakları ile yakından ilgilidir. Bu ilkeye
göre özgürlük asıl, sınırlama istisnadır: “Eşyada asıl olan ibahadır.” Huku3 Recep Şentürk, “Farklı Dünya Medeniyetlerinde İnsan Hakları”, Kur’an ve Sünnete
Göre Temel İnsan Hakları, İstanbul 2014, s. 25.
522 II. Türk Hukuku Tarihi Kongresi Bildirileri
ka uygun şekilde sınırlamalar getirilmediği sürece insanlar bütün hak ve
özgürlüklere sahip kabul edilir.
İslam dünyasında mezalim divanları, divan-ı adalet, Divan-ı Hümayun gibi insan haklarını koruyan kurumlar da geliştirilmiştir. İslam devletlerinde farklı isimlerle anılan bu kurumların başlıca görevlerinden birisi de
insan hakları ihlallerinin önlenmesi ve faillerinin cezalandırılmasıdır.
İslam ülkelerinde insan hakları ve hukuk devleti gibi kavramların
ortaya çıkması Batılı ülkelerden farklı olmuştur. İnsan hakları ve hukuk
devleti kavramları İslam ülkelerinde Batı’daki gibi bir mücadele süreci sonucu olarak ortaya çıkmamıştır. İnsan haklarının özü olan hürriyet, eşitlik
ve adalet ilkeleri, İslamiyet’in başlangıcından itibaren kutsal metinlerde
değiştirilemez kurallar olarak yer almıştır. Batılılar ise insan hakları ile ilgili değişmez kuralları, 19. yüzyılda anayasaların ortaya çıkması ile kabul
etmeye başlamışlardır.
İslam’da ise hukukun temel ilkeleri ve düzenlemeleri Kur’an ve sünnet ile sabitlenmiş, bu konuda tartışmaya yer bırakmamıştır. Uygulamada
yaşanan aksaklılar ise İslam hukukuna aykırı zorba uygulamalar olmaktan
öteye geçememiştir. Bu açıdan özgürlük, eşitlik, adalet gibi temel hukuk
ilkeleri konusunda sahip olduğumuz elmas düsturlar, Batılı ülkelerin zaman zaman parlayan, ancak çoğu zaman kırılmaktan kurtulamayan cam
parçacıklarına tercih edilmelidir.
İslam’da insan haklarının kaynağı ilahîdir. Allah, insanı varlığa müdahale hakkı olan, yeryüzünde adaletle hareket edecek bir halife olarak
yaratmıştır. “Hani, Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti”4
. Yeryüzünde Allah’ın halifesi olarak yaratılan insana,
Allah tarafından eşyanın isimleri öğretilmiş; böylece insan halifelik görevini yapabilmesi için gerekli donanımlarla mücehhez hale getirilmiştir.5
İnsanın hakları ve özgürlükleri, kendisine ihsan edilen bu donanımlar
içerisinde bulunmaktadır.
4 Bakara, 30.
5 Bakara 31.
İslam’da İnsan Hakları [Demir] 523
İnsana eşyanın isimlerinin öğretilmesi, aynı zamanda onun hak ve
özgürlüklere sahip kılınması anlamına gelir. İnsanın yeryüzünde Allah’ın
halifesi olarak yaratılması ise hak ve özgürlüklerin diğer boyutu olan
insanın görevlerini ifade etmektedir. Yeryüzünde Allah’ın halifesi olarak
yaratılan insan, adaletle hükmetmek ve diğer varlıklara haklarını vermekle görevlidir. İnsanın omzuna aldığı ağır yük, dağların kaldırmaktan
çekindiği bir emanettir.
Sahip olduğu hakları ve özgürlükleri Yaratıcısı’ndan alan insan, maddesi itibariyle en güzel şekilde yaratılmış6
; manası itibariyle ise kendisine
gerekli olan kabiliyetler ikram edilmiştir.7
İnsan haklarının ilahi kaynaklı olması, onların beşer tarafından ortadan kaldırılamayacağı, değiştirilemeyeceği sonucunu doğurmaktadır.
Yeryüzünde hangi devlet hüküm sürerse sürsün, hangi hukuk sistemi
uygulanırsa uygulansın insan, yaratılıştan gelen bu hak ve özgürlüklere
sahip olmaya devam edecektir. Devletlerin ya da insanların bu hak ve
özgürlükleri uygulamamaları, onların varlığına engel değildir. Çünkü bu
hak ve özgürlükler, Yüce Yaratıcı’nın beyanı olan Kur’an’da ve elçisi olan
Hz. Peygamber’in (sav) sözlerinde değiştirilemez şekilde yer almıştır.
Kur’an’da ve Hz. Peygamber’in sünnetinde yer alan insan haklarının
kanun maddesi olarak ifade edilmesi ise insanın ulaştığı medeniyet seviyesine göre farklılık göstermektedir. Sözgelimi Allah insanı hür olarak
yarattığı halde, geçmiş devirlerde insanlar köleleştirilmiştir. Geçmişte kurulan devletler ise İslam devleti de olsa köleliği o dönemin gereği olarak
kabul etmişlerdir. Zamanımızda ise İlahi Beyan’ın ruhuna uygun şekilde
köleliğin insan fıtratına uymadığı gerçeği artık anlaşılmış ve devletler
kanunlarında kölelikle ilgili düzenlemeleri kaldırmışlardır.
Veda Hutbesi
Dünya tarihinde insan hakları ile ilgili ilk metin Veda hutbesidir. Peygamber Efendimiz (sav) vefatından kısa bir süre önce miladi 632 yılında
6 Tin, 4.
7 İsra, 70.
524 II. Türk Hukuku Tarihi Kongresi Bildirileri
Mekke’de yüz bin kadar insana Veda hutbesini irad etmiştir. Avrupa’da
ilan edilen ilk insan hakları metni ise 1215 tarihli Manga Carta’dır. Veda
hutbesi ile Manga Carta arasında 593 yıl bulunmaktadır. Konumuz olan
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Beyannamesi ise 1948 tarihlidir ve Veda
Hutbesinden 1316 yıl sonra kabul edilmiştir.
Veda hutbesinde insan, aile, toplum ve bütün insanlığı içine alacak şekilde hak ve özgürlükler ifade edilmektedir. Bu haklardan yaşama
hakkı, mülkiyet hakkı ve ailenin korunması hakkı Veda hutbesinde açık
bir şekilde ifade edilmektedir: “İnsanlar! Bugünleriniz nasıl mukaddes
bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke)
nasıl mukaddes bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle
mukaddestir, her türlü tecavüzden korunmuştur.”
Cahiliye devrinde en fazla mağduriyete uğrayanlar kadınlar ve çocuklardı. O dönemde kadın hiçbir değeri olmayan bir eğlence aracı idi.
Müşrikler kadını bir utanç vesilesi gördükleri için doğan kız çocuklarını
diri diri toprağa gömerlerdi. Veda hutbesinde kadının sahip olduğu
haklar ve özgürlükler, kadınların ve erkeklerin görevleri en güzel şekilde
düzenlenmiştir:
“İnsanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah
emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah
adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, onların da sizin üzerinde hakları vardır. Sizin kadınlar
üzerindeki hakkınız, onların aile yuvasını sizin hoşlanmadığınız
hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları te’dib edebilirsiniz.
Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşru bir şekilde, her
türlü yiyecek ve giyecek ihtiyaçlarını karşılamanızdır.”
Veda hutbesi cihanşümul bir insan hakları belgesi olarak bütün
insanlığı içine alacak şekilde hakları da düzenlemiştir. İslam dinine göre
din, dil, ırk, renk, cinsiyet ayrımı yapılmaksızın bütün insanlar eşittir.
Din, dil, ırk, renk ve cinsiyet sebebiyle üstünlük iddiasında bulunmak
İslamiyet’e tamamen aykırıdır:
İslam’da İnsan Hakları [Demir] 525
“Ey insanlar! “Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Adem’in
çocuklarısınız, Adem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi; kırmızı tenlinin siyah
üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük
ancak takvada, Allah’tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız O’ndan en çok korkanınızdır.”
Veda Hutbesi İle İnsan Hakları Beyannamesi’nin Karşılaştırılması
Her iki metin de konu itibariyle insan hakları ile ilgili olmakla birlikte kaynak itibari ile farlıdır. Veda Hutbesi ilahi kaynaktan gelmekte
ve Efendimiz sallellahu aleyhi ve sellem tarafından beyan edilmektedir.
İnsan Hakları Beyannamesi ise beşeri kaynaklı bir insan hakları metnidir.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Birleşmiş Milletler insan hakları konusunda geçmişteki birikim ve tecrübeyi bir araya getirerek İnsan Hakları
Beyannamesini hazırlamıştır.
Veda Hutbesinde yer alan haklar hem hukuki hem de dini mahiyette
olan haklardır. Bu haklar İslam hukuku açısından bir hukuk kuralı olmasının yanında İslam dini açısından da din kuralıdır. Dolayısıyla İslam’a göre
bir insan hakkını çiğnemek hem bir suç hem de günahtır. Mesela, bir kadına işkence yapmak hem suç hem de günah olmaktadır. Batı hukukunda
ise insan hakları ihlalleri suç olsa da günah değildir.
İslam hukukunda insan hakları başlangıcından beri evrensel mahiyettedir. Veda hutbesinde Efendimiz sallellahu aleyhi ve sellem bütün
insanları muhatap almış ve “Ey İnsanlar!” diye sözlerine başlamıştır. Pek
çok ayet ve hadis te “Ey İnsanlar!” diye başlar ve bütün insanlığı muhatap
alır. Batıda ise insan hakları her ülkenin kendi sınırları içerisinde ortaya
çıkmış, ancak konumuz olan İnsan Hakları Beyannamesi ile bütün insanları kuşatacak hale gelmiştir.
İnsan haklarının İslam dünyasında ve Batı ülkelerinde gösterdiği
gelişme seyri de farklı olmuştur. İslam dünyasında insan hakları daha Hz.
Peygamber aleyhisselatü vesselam döneminde ayet ve hadislerle tespit
edilmiştir. Günümüzde dünya ülkelerinde kabul edilen insan hakları
on dört asır önce İslam dini tarafından tespit edilmiştir. Müslümanlara
526 II. Türk Hukuku Tarihi Kongresi Bildirileri
düşen ayet ve hadislerde yer alan insan haklarını yaşadıkları dönemin
medeniyet seviyesine göre uygulamak olmuştur. Batıda ise insan haklarının bugünkü hale gelmesi çok sancılı dönemlerden geçilerek mümkün
olmuştur. Batıda insan hakları İslam dünyasında olduğu gibi başlangıçtan itibaren bugünkü haliyle kabul edilmiş değildi. 1215 tarihli Magna
Carta’da insanlara cüz’i bir kısım haklar verilmiş, daha sonra 18. Yüzyılda
İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri ve Fransa gibi ülkelerde temel insan
hakları metinleri kabul edilmiş, günümüzdeki anlamıyla insan haklarının
kabulü ise 1948 tarihli Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Beyannamesi ile
olmuştur.
Veda Hutbesi ile İnsan Hakları Beyannamesi arasındaki önemli bir
farklılık da uygulamada olmuştur. İslam dünyasında insan haklarının
tanınmasında değil uygulanmasında sıkıntılar yaşanmıştır. Çünkü insan
hakları İslamiyetin başından itibaren ayet ve hadislerle kabul edilmiş olduğu için Batıda olduğu gibi beyannameler hazırlayarak yeniden kabul
edilmesine gerek kalmamıştır. Ancak bu hakların uygulanmasında Batı
ülkelerindeki kadar olmasa da sıkıntılar yaşanmıştır. İnsanoğlu ibnüzzaman olduğu için Müslümanlar da yaşadıkları dönemin medeniyet telakkilerine uymak yönünde iradelerini kullanmışlardır. Mesela İslamiyet
demokrasi kültürüne benzer şekilde özgürlükçü bir yönetim tarzı getirmiş iken Emeviler döneminde diğer dünya ülkelerine uyularak monarşik
yönetime geçilmiştir. Diğer hak ve özgürlüklerde de Batı ülkelerinin yaşadığı bunalımlar kadar olmasa da zamanın şartları çerçevesinde sıkıntılar
yaşanmıştır. Batı ülkelerinde ise insan haklarının hem kabul edilmesinde
hem de uygulanmasında sıkıntılar yaşanmıştır. Çünkü Batıda insan haklarının yer aldığı İslam dünyasındaki ayet ve hadisler gibi temel metinler
yoktu. Batı ülkelerinde insanlar yaşama hakkı, din ve vicdan özgürlüğü
gibi en temel haklarını bile tırnakları ile kazıyarak aşama aşama elde etmişlerdir. Batılıların bugünkü insan hakları seviyesine ulaşmaları 1215
tarihli Magna Carta’dan itibaren günümüze kadar sekiz asır sürmüştür.
İslam dünyasında adalet kavramı öne çıkarken Batıda insan hakları
kavramının yaygınlaşması ilginçtir. Bunun sebebi ise İslam dünyasında
insan haklarının kabulünde değil uygulanmasında sıkıntıların olmasıdır. Dolayısıyla İslam ülkelerinde vatandaşlar insan hakları değil zaten
İslam’da İnsan Hakları [Demir] 527
var olan insan haklarının adaletli şekilde uygulanması talep etmişlerdir.
Bunun için İslam alimleri idarecileri adaletli bir yönetime sevk etmek
için Siyasetnameler, Nasihatnameler kaleme almışlardır. Batıda ise hak
ve özgürlüklerin kabulünde sıkıntı olduğu için insanlar hak ve özgürlük
talep etmişlerdir.
İslam dünyasında ve Batıda insan haklarının doğuşu ve gelişmesi
tamamen farklı olmakla birlikte Avrupa ülkelerinin İslam ülkelerini doğrudan veya dolaylı olarak sömürge haline getirmeye başlamaları ile yeni
bir dönem başlamıştır. Ondokuzuncu yüzyıldan itibaren İslam dünyasında Batılı ülkelerin insan hakları anlayışı hakim olmaya başlamıştır. İslam
ülkeleri sömürge olmaktan kurtulup bağımsızlıklarını kazandıktan sonra
da insan hakları konusunda Batı’nın baskısından kurtulamamışlardır. Halen dünyanın diğer ülkelerinde olduğu gibi İslam ülkelerinde de Batı’nın
insan hakları anlayışı hakim olmaya devam etmektedir. Buna karşılık
İslami hassasiyete sahip olanlar yukarıda anlatıldığı gibi hak ve özgürlüklerin İslamiyetin kendisinde zaten var olduğu görüşünden hareketle farklı
bir hak ve özgürlük anlayışı ortaya koymaktadırlar. Veda Hutbesi Dünya
tarihindeki ilk insan hakları metni olarak bu görüşün en sağlam delilini
teşkil etmektedir.
İnsan Haklarının Sınıflandırılması
İslam hukuku en genel hatları ile dinin, canın, aklın, neslin ve malın
korunmasını hedefler. Bu hedeflere göre İslamda insan haklarını aşağıdaki şekilde sınıflandırabiliriz:
Dini Hak ve Özgürlükler
Esas itibari ile dinler insanlık tarihi boyunca hak ve özgürlüklerin
kaynağı ve koruyucusu olmuşlardır. Dinler asli özelliklerini kaybedip
bozulmaya başlayınca hak ve özgürlükleri sınırlayabilmiş ve ortadan kaldırabilmişlerdir. İslam dini, Kur’an ve hadis gibi temel kaynaklarına bağlı
kalındığı takdirde, hak ve özgürlükleri korumuştur.
528 II. Türk Hukuku Tarihi Kongresi Bildirileri
İslam dini, Müslümanlara ve gayrimüslimlere inanç ve ibadet özgürlüğü tanımıştır. “Dinde zorlama yoktur”8
, “Sizin dininiz size, onların
dini onlaradır”9
gibi ayetlerde ve benzeri hadislerde, İslam dininin kabul
edilmesinde zorlama olmadığı ifade edilmektedir. Bu inanç ve ibadet
özgürlüğü sebebi İslam ülkelerinde gayrimüslimler daha İslam’ın ilk asırlarından günümüze kadar inançlarını koruyarak yaşayabilmişlerdir.
İslam’a göre dini kabul etmede bir zorlama olmamakla birlikte, kabul
ettikten sonra o dini terk etmek yasaklanmıştır. Bir Müslümanın dinini
terk etmesi irtidat yani dinden dönme suçu sayılmış ve ölüm cezası ile
cezalandırılmıştır. Bunun sebebi din ve vicdan özgürlüğünü kısıtlamak
değil, devletin ve toplumsal düzenin temelini oluşturan İslam dininin
korunmasıdır. Zira İslam dini devletin ve toplumun dayandığı temel yapı
olduğu için, kamu düzenini korumak amacı ile dinden dönmek yasaklanmıştır. Bununla birlikte özel hayatın gizliliği esas olduğu için kimseye
dinini yaşama konusunda baskı yapılmamıştır.
Yaşama Hak ve Özgürlükleri
Dini inanç ve ibadet özgürlüklerinden sonra önem bakımından
ikinci sırada gelen yaşama hak ve özgürlükleridir. Bunlar içerisinde en
önemlisi yaşama hakkıdır. Yaşama hakkı ayet ve hadislerde korunması
gereken en önemli haklardan biri olarak anlatılmış, insan öldürmek büyük günah ve suç olarak tanımlanmıştır. İslam hukukuna göre bir insanı
kasten öldürmenin cezası kısas olarak öldürülmektir:
“Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında kısas size farz kılındı.”10;
“Savaş gibi haklı bir sebep olmadıkça Allah’ın dokunulmaz kıldığı cana
kıymayın. Haksız yere öldürülen kimsenin velisine hakkını alması için
yetki verdik. O da artık öldürmekte ileri gitmesin.”11
8 Bakara, 256.
9 Kafirun, 6.
10 Bakara, 178.
11 İsra, 33.
İslam’da İnsan Hakları [Demir] 529
Yaşama hak ve özgürlüklerinden birisi de vücut bütünlüğünün korunmasıdır. Bir insanı öldürmek yasak olduğu gibi onun vücut bütünlüğünü ortadan kaldıracak şekilde zarar vermek de yasaktır.
“Biz Tevrat’ta onlara cana can, göze göz, buruna burun,
kulağa kulak, dişe diş ve yaralara karşı kulağa kulak, dişe diş ve
yaralara karşı ödeşme yazdık. Ancak kim hakkından vaz geçerse,
bu onun günahlarına kefaret olur.”12
İslam dini, yaşama hakkının en fazla ihlal edildiği savaşları da kural
ve kaidelerle düzenlemiştir. Savaşlarda kanun ve kurallar devre dışı kaldığı için en fazla hak ihlalleri savaş zamanlarında yaşanmaktadır. Bu ihlallerin önüne geçmek için savaş hukuku çerçevesinde kanun ve kurallar
belirlenmiştir. Buna göre savaşlarda ya da savaş dışı durumlarda soykırım
yapılamaz. Savaş halinde kaçanlar ve yaralılar öldürülmez. Fiilen savaşa
girmeyen kadınlar, çocuklar, din adamları ve işçiler öldürülmez. Hayvanlara ve bitkilere zarar verilmez.13
Düşünme ve İfade Özgürlükleri
Dinin ve hukukun korumayı hedeflediği üçüncü unsur akıldır. Din
ve hukuk, akıllı olan insanları muhatap alır. Deliler, bunaklar, çocuklar,
uyuyanlar, sarhoşlar dini ve hukuki açıdan sorumlu sayılmazlar. Bu açıdan akıl, düşünme ve düşündüklerini ifade etme özgürlükleri dinin ve
hukukun temelinde yer alan özgürlüklerdir.
Düşünme ve düşündüklerini ifade etme özgürlüğünün önemli bir
unsuru, emr-i bi’l-maruf ve nehy-i ani’l-münker yani iyiliği emretme ve
kötülüğü yasaklama görevidir. Bir Müslüman kötü bir şeyle karşılaştığı
zaman, o kötülüğü gücü yeterse eli, yetmezse dili ile engellemelidir. Buna
da gücü yetmezse o kötülüğe karşı kalbinden buğz etmelidir.14
12 Maide, 45.
13 Belkıs Konan, “İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Açısından Osmanlı Devletine Bakış”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. XV, Yıl 2011, Sayı 4, s. 260.
14 “Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin. Buna gücü yetmezse diliyle düzeltsin. Buna da gücü yetmezse kalbiyle buğuz etsin. Artık bu kadarı imanın en zayıf
mertebesidir.” Müslim, İman, 78.
530 II. Türk Hukuku Tarihi Kongresi Bildirileri
İyiliği emretme ve kötülüğü yasaklama görevi meşru muhalefet
hakkı olarak da isimlendirilebilir. Meşru muhalefet hakkı, hukuk dairesi
dışına taşmadan insanların, toplumun ve devletin icraatlarını eleştirebilmektir. Meşru muhalefet hakkı, insanların, toplumun ve devletin daha
iyiye doğru gitmesi için çok önemlidir. Bir toplumda ve devlette meşru
muhalefet kanalları tıkandığı takdirde, insanlar illegal, kanundışı yollara
sapmak zorunda kalırlar. İnsanların yasadışı yollarla kendilerini ifade
etmek istemelerinin sebeplerinden birisi de meşru muhalefet hakkının
kısıtlanması ya da ortadan kaldırılmasıdır.
İslamiyetin ilk dönemlerinde iyiliği emretme ve kötülüğü yasaklama
görevi hakkı ile yerine getirilirken, Emevilerden itibaren hilafetin saltanata dönüşmesinden itibaren bu görev tam anlamı ile yerine getirilemez
olmuştur. Hükümdarlardan korkan insanlar bu görevi tam olarak yerine
getiremez hale gelmişlerdir. Halbuki iyiliği emretme ve kötülüğü yasaklama, Müslümanlar için sadece hak değil, aynı zamanda bir görev, bir
farzdır.15 “Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran
bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.”16 ayeti bunu farz
olarak Müslümanlara emretmektedir.
Aile Hak ve Özgürlükleri
İslam hukukuna göre herkes aile kurmak, evlenmek ve çocuk sahibi
olmak hakkına sahiptir. Bireyler ailenin temelini oluşturduğu gibi, aile de
toplumun temelini oluşturur. Maddi ve manevi açıdan sağlıklı bireyler,
sağlıklı aileleri ve sağlıklı aileleler de sağlıklı toplumları meydana getirir.
“İçinizden bekarları, köle ve cariyelerinizden iyi olanları evlendirin.
Eğer fakir iseler, Allah onları lütfu ile zenginleştirir.”17; “Kadınlar sizin
için birer elbise, siz de onlar için birer elbise gibisiniz.”18; “Gençler! İçinizden aile geçindirebilecek güçte olanlar evlensin. Çünkü evlilik gözü
15 Osman Keskioğlu, İslam Hukuku Açısından Hukuk ve İnsan Hakları, İzmir 1996, s.
135.
16 Ali İmran, 104.
17 Nur, 32.
18 Bakara, 187.
İslam’da İnsan Hakları [Demir] 531
haramdan sakındırır, iffeti daha iyi korur. Evlenmeye gücü yetmeyenler
ise oruç tutsun. Çünkü oruç şehveti kırar.”19; “Evlenmek benim sünnetimdir. Sünnetimden yüz çeviren benden değildir. Evleniniz, çünkü ben
diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim.”20 gibi ayet ve
hadislerle evlilik teşvik edilmiştir.
Aile haklarının önemli bir bölümünü de çocuk hakları oluşturmaktadır. İslam hukukuna göre çocuk hak ehliyetine sahip olarak doğar, yedi
yaşında temyiz kudretine ulaşır, ergenliği ile birlikte tam ehliyetli olur.
Yeni doğan çocuk iyi bir isim verilmesi, akika kurbanı kesilmesi, iyi bir
şekilde bakılması, güzel bir şekilde eğitilmesi, malları varsa korunması
gibi temel haklara sahiptir. Ergenliğe ulaşana kadar bu şekilde haklarla
korunan çocuk ergen olduğu zaman tam ehliyete sahip olur, her türlü
hukuki işlemi kendi başına yapabilir.
Kadın hakları da aile hak ve özgürlükleri içerisinde yer almaktadır.
İslam dini kadını, erkek ile aynı statüde kabul etmekle birlikte, kadın ve
erkeğin kendine has özelliklerinden dolayı bazı farklı düzenlemeler getirmiştir. Esas itibari ile kadın da erkek gibi dini, hukuki, insani, siyasi,
ticari hak ve özgürlüklere sahiptir. Bununla birlikte kadının kendisine has
bazı özelliklere ve erkeğin de kendisine has bazı özelliklere sahip olması
sebebi ile hak ve özgürlüklerde bazı farklılıklar söz konusu olmuştur.
Erkeğin birden fazla kadınla evlenebilmesi, bir erkek şahide karşılık iki
kadın şahidin istenmesi bu farklılıklardandır. Kadının erken ergenliğe
ulaşıp erken doğurganlık yeteneğini kaybetmesi, buna karşılık erkeğin
geç ergenliğe ulaşmakla birlikte çok ileri yaşlara kadar baba olabilmesi,
birden fazla kadınla evliliği gerektiren sebeplerden birisidir. Ayrıca savaşların çok olduğu dönemlerde sahipsiz kalan kadın ve çocukların korunup
kollanması için de birden fazla evlilik gerekli görülmüştür. Diğer taraftan
bir evlilikle yetinen toplumlarda erkek ve kadınların çoğunlukla zina gibi
gayrimeşru yollara sapmaları aileyi ve toplum düzenini bozmaktadır. Bu
açıdan birden fazla kadınla evlenebilme seçeneği, insanların meşru dairede kalmaları yönüyle daha uygundur.
19 Buhari, Nikah 3; Savm 10; Müslim, Nikah 1.
20 İbn Mace, Nikah 1.
532 II. Türk Hukuku Tarihi Kongresi Bildirileri
İslamiyet’in kadın hakları ile ilgili getirdikleri ileri seviyede olmasına
rağmen, İslam tarihi boyunca geleneklerden kaynaklanan önemli kısıtlamalar söz konusu olmuştur. Geleneklerden kaynaklanan bu kısıtlamalar
sanki İslam dininin gereği gibi düşünülmüştür. Halbuki İslamiyet kadın
ve erkeğin durumuna uygun olarak hak ve özgürlükleri tanımıştır. Gelenekten kaynaklanan sınırlamaları ortadan kaldırarak, İslamiyet’in kadına
tanıdığı hakların kabul edilerek uygulanması gerekmektedir.
Aile ile ilgili haklardan birisi de özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığı hakkıdır. İslamiyet insanların özel hayatlarının gizli kalmasını
esas alır, özel hayatın araştırılmasını yasaklar. Kişinin özel hayatı diğer
insanlara ve topluma zararlı olmazsa, devlet tarafından müdahale söz
konusu olmaz. “Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan sakının. Çünkü
zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini
araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın.”21; “Ey iman edenler, evlerinizden başka evlere, yakınlık kurup (izin almadan) ve (ev halkına)
selam vermeden girmeyin. Bu sizin için daha hayırlıdır; umulur ki öğüt
alıp düşünürsünüz. Eğer orada kimseyi bulamazsanız, size izin verilinceye kadar artık oraya girmeyin; ve eğer ‘Dönün’ denirse, siz de dönün, bu
sizin için daha temizdir.”22
Ekonomik Hak ve Özgürlükler
Ekonomik haklar içerisinde en önemlisi mülkiyet hakkıdır. İslamiyet mülkiyet hakkını kabul etmiş ve korumuştur. Buna göre herkes malını
istediği gibi kullanma hakkına sahiptir. Ancak mülkiyet hakkı, başkasının
hakkına dokunursa, kullanımı sınırlandırılır. Mülkiyet hakkını kullanırken, komşuların mallarına zarar verilemez. Mesela, bir kimse malı üzerinde mülkiyet hakkını kullanırken, komşu binanın zayıflamasına veya
yıkılmasına yol açamaz. Mülkiyet hakkı, kamu yararı sebebi ile devlet tarafından da sınırlandırılabilir. Bazı bina ve araziler kamu yararı sebebi ile
21 Hucurat, 12.
22 Nur 27-29.
İslam’da İnsan Hakları [Demir] 533
kamulaştırılabilir. Komşuluk hukukundan başka, şuf ’a ve irtifak hakları
sebebi ile de mülkiyet hakkı kısıtlanabilir.23
Ekonomik haklardan birisi de çalışma hakkıdır. İslamiyet çalışma
hakkı çerçevesinde herkesin meşru dairede istediği işte çalışmasına imkan
vermiştir. Kişinin alın teri ile elde ettiği kazanca kimse müdahale edemez.
Tasarruf ve teşebbüs özgürlüğü herkese tanınmıştır. Özel teşebbüs esas
olmakla birlikte, sosyal adaleti sağlayacak tedbirlerin de alınması gerekir.
Herkes meşru dairede her türlü işi ve ticareti yapma hakkına sahiptir.
Devlet özel teşebbüsü artıracak, sosyal adaleti sağlayacak, çalışma hürriyetini temin edecek her türlü imkanı hazırlar. Bunun için devlet yolların
güvenliğini sağlar. Soyulan tüccar ve vatandaşların zararlarını tazmin
eder.24 Böylece vatandaşın çalışma hak ve özgürlüğünü tam manası ile
kullanmasını sağlamış olur.
Sonuç
Geçen yüzyılda bir taraftan çok büyük insan hakları ihlalleri olurken,
diğer taraftan da çok önemli insan hakları gelişmeleri yaşanmıştır. Belli
başlı insan hakları metinleri geçen yüzyılda kabul edilmiştir. İçinde bulunduğumuz yüzyılda da insan hakları ihlalleri yaşanmaya devam etmekte,
dolayısıyla insan hakları önemini korumaktadır. İnsan haklarının en fazla
yaşandığı ülkeler ise maalesef İslam ülkeleridir. Bu açıdan Müslümanlar
olarak insan haklarına çok daha fazla önem vermemiz gerekmektedir

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder